İvan Denisoviç’in Hayatından Bir Gün : Zulüm Altında İnsan Olmanın Onurlu Mücadelesi

Diktatörün muhbirleri heryerdeydi. Çok sayıda yüksek askeri kumandanını, kendine karşı gelebilirler korkusuyla öldürmüş ya da hapse göndermişti. Bununla kalmayıp, kendi partisinin bir çok üyesini, yazar çizerleri, bilim insanlarını, hatta yardımcılarını, yakın arkadaşlarını dahi saf dışı bırakmıştı. Milyonlarca insan tutuklanmış ve Stalin iktidarına zenginlik katmak için Sibirya’ya elmas, altın ve petrol çıkarmaya gönderilmişti. Gulag denen bu kampların varlığı dahi, Stalin Rusya’sında sıradan bir insanın korku içinde susması için yeterliydi. Bu kamplardan tek kaçış, soğuk, karanlık ve uçsuz bucaksız bomboş tundralarda insanı bekleyen ölümden başka bir şey değildi.

Aleksei Savrasov

Kapı her an çalabilirdi. En sağlamı dilini tutmaktı.

Ivan Denisovich’in Hayatında Bir Gün, görevine sadık bir Rus askerinin iftiraya uğrayarak ihanetle suçlanması sonucu sürüldüğü Sibirya’da bir çalışma kampında geçirdiği 10 yıllık mahkumiyetin gerçek hikâyesi. Hikâyenin kahramanı olan Sukhov, gerçekte yazarın kendisi, yani Alexander Soljenitsin.

Soljenitsin – Sesle Menzil Belirleme Bataryasında teğmen iken. Ostashkov, Mart 1943

Bir zamanlar evi, ailesi ve vicdanıyla yerine getirdiği bir işi olan Sukhov’un hikâyesi; soğuğun, açlığın ve düşünmenin bile özgür olmadığı bir çalışma kampında geçer. İnsan, böylesine zalim ve insanlık dışı koşullar altında onurunu, cesaretini ve iç gücünü nasıl koruyabilir?

Perm, Siberya, SSCB, 1943, gulag. İşçi kampında barakaların içi. (Fotoğraf : Sovfoto/Universal Images Group via Getty Images)

Sabah herzamanki gibi geldi. Barakaların pencereleri donmuş, duvarların tavanla birleştiği yerler de buz tutmuştu. En az bir ay daha tek bir sıcak köşe olmayacaktı. Ateş sözkonusu değildi çünkü ateşi tutuşturacak bir şey yoktu. Bırak işin seni ısıtsın. Bu tek kurtuluşundu.

Sukhov kalkmadı. Ranzanın üst katında başı battaniyeye gömülü, ayaklarını ceketin koluna sokmuş olarak yatmaya devam etti. Uykunun dışında, mahkumun, kendisi için yaşadığı tek zaman kahvaltıdaki on dakika, öğlen ve akşam yemeklerindeki beş dakikaydı.

…Sukhov ekmeğini parmaklarına kadar yedi, sadece kıyısını sakladı. Onu bir beze sardı ve usulca ceketinin cebine kaydırdı, soğuğa karşı düğmelerini ilikledi ve çalışmaya hazırlandı.

İşini seviyordu, üstelik çimentoyu kararken ve duvarı itinayla ve sabırla örerken gurur duyuyordu. Ancak bu sayede insan olarak kalabilirdi. Dondurucu soğukta, eli ayağı hissetmiyorken, kampta bir günü daha sağ salim geçirdiğini düşündü.

Sibirya’da işçi kampı, elektrik santralı inşaati.

Kitap, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide hayatta kalmaya çalışan bir insanın mücadelesini anlatır. Sukhov, günbegün fiziksel varlığını sürdürmeye çalışırken, onu insan yapan onurunu, sevgisini ve maneviyatını kaybetmemeye çabalar.

Kapanış yorumunda çevirmen şu soruyu sorar:

“Ben onun yerinde olsam ne yapardım?”

Çok insanca bir soru — ya kendimizi birbiriyle ilişiği olmayan ayrı bireyler olarak görürürüz ya da özde birbirine çok benzeyen insanlar olduğumuzu, aslında “bir olduğumuzu, ancak farklı koşullarda hayata geliverdiğimizi gözlemleriz.

Herbirimiz kendimizi farklı hayat koşullarında bulsak dahi bizi gerçekten insan yapan nedir?

 

Hapishaneler, acımasız yaşam koşulları, zulüm ve yoklukların hüküm sürdüğü bir dünyayı anlatır bu kitap. Baskıya direnmenin; metanet, içsel güç ve insanın kendine verdiği telkinle mümkün olduğunu hatırlatır. Olaylar ne kadar adaletsiz görünse de, nihayetinde karanlıkta kalmaz.

Son sözünde şöyle der :

  Her zaman ve her şeye rağmen iyimserlik…

 

Duygu Bruce

 

Alexander Solzhenitsyn. One Day In the Life of Ivan Denisovich. İlk baskı 1963. New York: Penguin Group. Orijinal Rusça baskı 1962.
Türkçe çevirisi:  İvan Denisoviç’in Bir Günü. 2. Baskı. İstanbul: İletişim Yayınları, 2013.

 

Bültenimize üye olun !

– Hakikatin peşinde, yapay zekasız, reklamsız, insan emeği yazılar, 2015 den beri

Loading

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir