Dansla Gelen Mutluluk

 

Maurice Bejart ve Dansçı, Getty Images

Dans ederken insan, sinema, roman ve dahası: şiir, sevgi ve hassasiyeti bulur,” der usta koreograf, opera yönetmeni ve dansçı Maurice Bejart.

Nörıobilim, beyinlerimizin, müzikle ahenk içinde hareket etmek üzere düzenlendiğini keşfetmeden çok önce dans var idi. İnsan, bebek, çocuk, genç ya da yetişkin, yaşı ne olursa olsun, içgüdüsel olarak müziğin ritmine uyar. Son bilişsel araştırmalar, insanların, evrensel olarak müziğe doğru çekildiğini ve senkronize olmaya hazır bulunduğunu belirtmekte. Dahası, ritmik hareketin, ruh halimizi yükselttiğini, zihinsel ve duygusal dalgalanmaları düzene koyduğunu ve insanı daha mutlu kıldığını gösteriyor. İlk çağdaki kabilelerden günümüzün toplumlarına kadar uzanan dansın büyüsü, bizi daha mutlu kılmakla kalmıyor, aynı zamanda insanların arasındaki bağlantıyı ve uyumu güçlendiriyor.

Sinirbilimci ve dansçı Hanna Poikonen dansın göze hemen çarpmayan inceliklerini açıklar :

Dans çağlar boyunca kolektif DNA’mızda işlenmiş evrensel bir fenomendir olmuştur. Dansta, insanlığın temel unsurları doğal bir şekilde birleşir. Yaratıcı eylemi, ince ayarlı hareketi ve iş birliğini aynı anda harekete geçirir tıpkı müzikte olduğu gibi.

Profesyonel dansçıların beyin faaliyetlerinin, diğer insanların beynine göre farklılıklarını araştıran çalışmasına göre:

Dansçıların beyinleri, müzikteki değişimlere daha hızlı tepki verir. Değişime tepki, dansçı henüz bilinç düzeyinde farkında bile olmadan beyinde bir refleks olarak görülüyordu. Ayrıca dansçıların düşük theta frekansında, diğer kişilere daha güçlü senkronizasyon gösterdikleri bulundu. Theta senkronizasyonu denen faaliyet, kişilerarası tüm etkileşim ve insanın kendi kendini anlama işlevinin temeli olan duygu ve hafıza süreçleriyle bağlantılıdır.

WiseMotion-Hanna Poikonen ©Aleix Gordo Hostau

Dans etmenin ruh ve bedende bıraktığı olumlu etkilerini açıklar :

Etkileyici bir terapi şekli olarak dans etmek, kendi kendini düzenlemeye yardımcı olabilir. Hatta depresyonun tetiklenmesini önleyebilir.  Ağrı, stres ve kaygı, çoğu zaman depresyonla birlikte gelir. Ancak ritmik hareketle salgılanan endorfin, duyusal motor nöronlarını harekete geçirir ve böylelikle, müziğin insan üzerindeki fizyolojik ve ruhsal etkilerini katlayarak arttırır. Beyin korteksindeki zevk ve ödül merkezi aktive olur, kişi kendini serbestleşmiş, yücelmiş ve mutlu hisseder. Aynı zamanda kaslarda biriken gerginlik serbest bırakılır, gevşeme ve rahatlama hisleri bedeni sarar.

Dansın ayrıca ağrıyı giderici etkileri olduğu da bulunmuş. Anna Duberg’in araştırma ekibi, İsveç’te, stres ve kaygı eşliğinde psikosomatik sırt ağrısı çeken gençlerin, iki yıl boyunca haftada iki kez dans derslerine katıldıktan sonra, ağrıdan kurtulduklarını ve daha mutlu olduklarını belirtir.

Dansın, insanın ruh haline yaptığı etki ve birleştirici gücüne örnek olarak,  Gina Gibney New York Dance Company’nin sanat yönetmeni, şiddet mağduru kadınlar barınağındaki, küçük bir konferans odasında dans eden bir kadının performansının çarpıcı etkilerini anlatıyor:

Profesyonel bir dansçı değildi. Çetin zorluklarla karşılaşmış, keder içinde yaşayan bir kadındı. İnanılmaz bir solo yarattı ve performans sergiledi, ancak performansını sadece “üzücü” olarak nitelendirmek yaşadıklarımızı eksiltirdi. İşte bu, dansın gücüdür. Bir şeyi hissedebilir ve onunla çok derin bir düzeyde ilişki kurabilirsiniz ve bunu kelimelere koymak zorunda değilsiniz.

Dans, günlük yaşamın gürültüsünde kolay kolay kurulmayacak olan vücut-ben-diğeri ilişkisine hızla bağlanabilir ve ruhta anlık mutluluktan öte coşkulu duygular yaratabilir.

Maurice Bejart’ a (1927- 2007)  göre :

Dans, minimum açıklama, minimum hikâye ve maksimum duyumdur.

Dansın, ruhla olan bağlanıtısı için en güzel sözlerden birisini de Amerika’da modern dansa yön veren ünlü koreograf Martha Graham (1894-1991) demiş:

Dans, ruhun gizli dilidir.

 

Duygu Bruce
8 eylül, 2019

Yorumlarınız:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.