
“İnsan, sadece yalnız olduğunda merak eder de gerçeği araştırır.”
– Einstein.
Alman yazar, ressam, doğabilimci J.W. Goethe (1749-1832) de yaratıcı ihamın ancak yalnızken geldiğini söyler. En beğendiğim psikologlardan biri olan D. Winnicott ise (1896-1971), çocuk gelişiminin başta gelen göstergelerden birini, “kendi kendine kalabilmek kapasitesi” olarak tanımlar.
Tabiat aşığı Amerikalı filozof ve yazar Henry David Thoreau (1817-1862), manevi (spiritüel) keşiflerini orman yürüyüşlerinde yaptığını söyler. Yalnız başına yaptığı bu yürüyüşlerin, kendisini manevi kaynağına bağladığını, zengin ilhamlar verdiğini; ayrıca beden ve ruh sağlığına iyi geldiğini belirtir. Tabiatla yaşadığı birlik duygusu hakkında “Tabiatta yaptığı her yürüyüşün bir tür hac olduğunu,” içindeki öze doğru bir yolculuk olduğunu ifade eder.
Tüm olumlu yanlarına rağmen yalnız kalabilmek cesaret ve çaba isteyen bir seçim – özellikle günümüzde – dışa dönük olmanın, sosyal ağların, grup hareketlerinin ve sosyal medyada etki eden kişiliklerin yüksek itibar gördüğü bir zamanda, saygınlık, kimlik ve iç huzuru gibi değerler kırılgan olabilmekte. Öyle ki insan, kimi zaman gerçek kimliğini saklamaya ihtiyaç duyarken, kimi zamanlarda da gerçek benliğini ayırt edemez dereceye varabiliyor. Tüm bu dış etkilerden sıyrılıp birkaç dakika için bile kendi kendimizin sessizliğinde kalabilmek panzehir işlevini görüp, gerçek kimliğimizle buluşmamızı kolaylaştırır. Hatta Thoreau’nun yüz elli yıl önce keşfettiği gibi beden, zihin ve ruh sağlımızı korumak, geliştirmek için deva olabilir.
Kendi kendine olma cesareti hakkında Nobel ödüllü Alman filozof ve savaş karşıtı Herman Hesse (1877-1962) Eğer Savaş Devam Ederse adlı kitabında şöyle yazar :
Eğer yalnız olmayı tatmak ve kaderiyle karşı karşıya gelmek isterse insan, düşme tehlikesine karşın durmamalıdır. Diğer insanlarla beraber yürümek daha kolay ve hoş gelir…İnsanın olağan günlük faaliyetlere adanması daha kolay ve rahatlatıcı olur…oysa kendi kendine olmak içsel bir çalışmadır.
“Kendi olmanın” anlamı hakkında gençlere hitaben şöyle der :
Siz, kendiniz olmak için yaratıldınız. Dünyaya zenginlik katmak, bir ses vermek, bir rengi yansıtmak için… Her birinizin içinde var olup, çocukluğunuzun derin uykusunda olan bir benlik saklı. Onu bulun, çağrısını dinleyin, hayata getirin ve özgür iradenizle geleceğe taşıyın; yeniyi daha ileriyi, yükseği kurun. Onun olgunlaşmasını sağlayın, sesini çıkarmasına, yaymasına izin verin, onu besleyin. Geleceğiniz, onun bunun değil, paranın, gücün, iktidarın ticaretinde değil; geleceğinize giden tehlikeli ve zor olan yol işte bu: olgunlaşın ve kendi içinizdekini bulun.
İnsanın kendi içinde yaptığı bu tür içsel çalışmalar, egonun tanımladığı bilinç sınırlarını aşıp, gerçek benliğine giden yola ışık tutabilir. Bu esnada, egonun gürültüsünden sıyrılarak başını dinlemek isteyince, ya da başka deyişle – iç rehberin sesini işitmeyi başarırsa insan, aldığı ilham ve içgörüyle hakikati bulabilir.
Kendi kendimize kalmak isteyince, bunu çeşitli koşullarda sağlayabiliriz. Kimisi doğada kendiyle baş başa kalmayı severken, kimi uzak – yakın seyahate gitmeyi tercih eder, kimisi kendi kendine kalıp ruhunu besleyen müzikte bulur aradığını; kimine de bazen hiç beklenmedik bir anda –otobüste, işyerinde, evinin mutfağında habersiz, ansızın geliverir kendi kendini dinlemek hali. İşte böyle kıymetli anları yakaladığımız zaman, iç sesimize kulak vererek sorularımıza cevap bulur, görmediğimiz bir gerçeği görür veya çok yararı olacak bir yaratıcı tarafımızı keşfedebiliriz. Bu da hayatımıza yeni bir anlam kazandırabilir, en azından hoşa gidecek farklılıklar yaratabilir.
Duygu Bruce
8 Mart, 2020





Social Profiles