Freud – Rolland: Arkadaşlıkları ve Okyanusal His

Tarihçi, müzikolog ve yazar Romain Rolland’ın, Sigmund Freud’u ziyareti, dostlukları ve bilinçaltının gizli köşelerine erişmeyi nasıl başardığı hakkında

Fransız Nobel ödüllü yazar Romain Rolland (1866-1944), Sigmund Freud’un (1856-1939) öncü analizleri ve bulgularının yeni ufuklar açacağını 1900’lerin başında öngörmüştü. O yıllarda Freud, Avrupa’da henüz çok tanınmazken Rüyaların Yorumu adlı kitabının ilk okuyucularından olan Rolland, Freud’un buluşlarından çok etkilenir ve onu şöyle tarif eder :

Freud, bu karanlık kıtada cesur bir yoldaş ve dâhi bir seyrüseferci.

Rolland’ın Freud ile dostluğu 1923’te mektuplaşarak başlar ve 1939’a uzanır. Mektupları geniş bir yelpazeyi kapsıyordu : Konular 19. yüzyıl üzerine genel bir fikir alışverişi altında şiddetten, insan güdülerinin gücüne, gerçeklikten, “ahlaki yalan” ın zorlayıcılığına kadar uzanıyordu. Freud bu dönemi bir barış çağı olarak görürken, Rolland onu korku ve ikiyüzlülük dönemi olarak değerlendiriyordu.

Edebi tartışmaları ise on dokuzuncu yüzyıl Fransız ve Rus romancılarına ve yaratıcı deha ile epilepsi arasındaki ilişkiye odaklanmıştı. Dostoyevski, Flaubert, hatta Sezar ve Napolyon da sohbetlerinde analiz konusu olmuşlardı.

Dini duygular, bilinçaltı, psikanaliz ve mistisizm üzerine yaptıkları tartışmalarda derin görüş farklılıkları ortaya çıkıyordu. Kökenleri ve kültürel geçmişlerinden kaynaklanan farklılıklar dostluklarını pekiştiriyordu. Orta Avrupa ve Yahudi kökenli olan Freud’un görüşleri evrimci ve rasyoneldi. Rolland yaşça daha gençti, Fransız ve Katolikti. Eğitim olarak profesyonel bir tarihçi ve müzikologdu. Aynı zamanda sanatçı, romancı ve epik kahramanların biyografisini yazan biriydi. Kişilikleri birbirinden farklıydı.

Freud, Rolland’a yazdığı bir mektupta bu farklılığı şöyle ifade eder :

Sevgili Dostum

İtiraf etmeliyim ki, bir insanın diğerine duyduğu o gizemli çekimi seninle yaşadığım kadar canlı bir şekilde nadiren deneyimledim. Bu belki de, birbirimizden çok farklı olduğumuzun farkındalığıyla bir şekilde bağlantılıdır.

Freud
Mayıs 1931

Rolland 1924’te, Freud ve kızı Anna Freud’u (1895-1982) Viyana’daki dairelerinde ziyaret eder. Her ikisinden de çok etkilenir.

Sigmund ve kızı Anna Freud, Viyana, 1913

Freud’un çalışma odasını büyük bir hayretle anlatır :

Küçük tanrılarla, fetişlerle, muskalarla, insanlığın erotik ve dînî rüyalarının hayali yansımalarıyla dolu bir oda !

Sigmund Freud’un apartmanındaki çalışma odası, Viyana

Bir kaç saat süren bu ziyaret esnasında Freud’un geçmişteki ve bugünkü yalnızlığı üzerinde de konuşurlar. Freud, 1920 lerde tanınmaya başlayan Rüyaların Yorumu adlı kitabının, Rolland tarafından 20 yıl öncesinden bilinip okunmuş olmasından duygulanır. O sırada Freud çalışmalarının Fransa’da neredeyse “yankısız” kaldığını, Almanya’da “düşmanlıkla” karşılandığını Amerika’da ise tanınmaya başladığını düşünüyordu.

S. Freud’un psikanaliz yapmak için kullandığı divan, Viyana

Arkadaşlıkları düzenli mektuplaşmalarla devam eder. Tartıştıkları konular,  insan dürtülerinin itici gücü, bilinçaltına erişim, id-ego-süperego arasında süregelen içsel çatışma, ahlaki davranıştan saptıran faktörler ve insan olmanın zorlukları üzerinde yoğunlaşır. Rolland, Freud’u insanlığın geleceği konusunda karamsar bulsa da, onun, bilinçaltına ilişkin emsalsiz deneyimsel analizlerinden etkilenmişti.

Sigmund Freud ve Romain Rolland, 1909.

Freud’u hem insan olarak hem de çığır açan keşiflerinin tarihsel değeri açısından takdir ediyordu.

Viyana ziyaretinden kısa bir süre sonra Rolland, Freud’a, Mahatma Gandhi’nin biyografisi üzerine yazdığı ve “şiddetsizlik” inancını anlatan eserinin bir nüshasını gönderdi.

Freud, Rolland’a ziyareti ve kitabı için teşekkür eden mektubunda şunları yazıyordu :

Sevgili Dostum,

Mahatma Gandhi, kısa süre içinde başlayacak tatilimde bana eşlik edecek.

Çalışma odamda yalnız olduğum zamanda, bana ve kızıma ayırdığın o saati sık sık hatırlıyorum ve seni, senin için hazırladığımız o kırmızı sandalyede otururken hayal ediyorum. İyi değilim. Hayatıma memnuniyetle son verirdim, ama her şeyin kendi kendine çözülüp gitmesini beklemek zorundayım.

Sana ve çalışmalarına içten dileklerimle.
Freud
Haziran 1924

Freud, Rolland’ın şiddetsizlik ve savaş karşıtı yazılarındaki idealizmin bir kısmını paylaşıyordu. İnsanlığın düşmanca dürtülerini yapıcı alanlara yönlendirmeyi öğreneceği “umuduna” tutunuyordu. Eğer insanlık yıkıcı içgüdülerini “başka yöne çeviremezse”, tüm beşer yok olabilirdi :

Ama bu tek umut en azından kısmen gerçekleşemezse; evrim sürecinde içgüdülerimizi kendi türümüzü yok etmekten uzaklaştırmayı öğrenemezsek; küçük farklılıklar yüzünden birbirimizden nefret etmeye ve önemsiz kazançlar için birbirimizi öldürmeye devam edersek; doğal kaynakları kontrol etmede elde ettiğimiz büyük ilerlemeyi birbirimizi yok etmek için kullanmayı sürdürürsek, bizi nasıl bir gelecek bekliyor olabilir ?

Rolland, şevkle sürdürdüğü psikanalitik denemelerini ölümünden sonra yayımlanan Le Voyage Intérieur adlı kitabında toplar. Gözlemleri, insanda yaradılıştan var olan karşıt güçlere ve zengin bilinçaltı haznesine odaklanır. Freud’un “id-ego” ortaklığına karşıt  “süperego” olarak ayırdığı bu güçlerin, gündelik bilinç ve davranış düzeyindeki değişken tezahürlerini inceler. Günlük gözlemlerinde amacı, davranış kalıplarının altında yatan “benlik” özelliklerini ortaya çıkarmak ve insanın gözle görünmeyen daha derin boyutunu anlayabilmektir.

Sürdürdüğü titiz öz-analizler sonucunda, insanın tüm işlevsel benlik yapıları arasında psikolojik bir dengeye ulaşılabileceğini öne sürer. Ancak bu dengeyi arayış sürecinde, benliğinde sürekli etkin olan güçlü karşıt güçlerin bu dengeyi kolayca altüst edebildiğini fark eder. Bu nedenle denge kırılgan ve geçici olacaktır.

İnsanda çok sık görülen, id-ego ortaklığının dürtüsel baskısı altında herhangi bir heves, arzu, veya davranışta aşırılığa kaçma eğilimine karşı bulduğu panzehiri önerir :

İnsanın kendisini bölen ve içsel çatışmaya sürükleyen karşıt güçlerle mücadelesi kaçınılmazdır.  Bu nedenle denge istikrarsızdır.  “Canavarca” ve “normal dışı” mizaç aşırılıklarını dizginleyebilmek için, insan, iradesiyle bilinçli bir faaliyete girişmeli. Ancak “ ahlaki disiplin ve tuttuğu iş” aracılığıyla kendine görevler yükleyerek, insan bu dürtülerini dizginleyebilir.

Müziğe düşkün olan Rolland, kendi içine dalmakta iyi bir araç olduğuna inandığı müziği, bilinçaltındaki benliğini keşfetmek için kullanır.

…Yalnız, rehbersiz; ustam ve ben müzikle ileriye doğru itiliyoruz.

Rolland, ruhsal gelişimini müziğe bağlar. Ebedi olanla bir olma ve tüm evrenle bütünleşme hissini “okyanusal his” olarak tanımlar. Bu ruh hâlini şöyle tarif eder :

Anlatmak istediğim his, tüm dogmalardan, tüm inançlardan, tüm kilise organizasyonlarından, kutsal kitaplardan, kişisel hayatta kalma umudundan vb. tamamen bağımsız bir duygudur. “Ebediyet” hissinin basit ve doğrudan gerçeği… Ebedi olana yakın olma, hatta ona temas etme içgüdüsü, derinden duyulan bir enginlik hissi. Aşinâ olduğum bu histen hayatım boyunca hiç mahrum kalmadım, ve onu her zaman hayâtî bir yenilenme kaynağı olarak buldum. Böylelikle, aynı anda hem özgürce “dinsel” bir yaşam hem de “yanılsamadan arınmış bir eleştirel akıl” yaşamı sürdürüyorum.

Rolland, yaşamı boyunca benimsediği deneyimsel yaklaşımı kendini tanımak için kullandı. Bu yöntemin içinde esrarengiz, gizli, doğaüstü teknikler barındırmadığını vurguladı. Ona göre bu, tüm varlıklara nüfuz eden “Benlik”in bakışıydı. Her varlıkta yansıması bulunan “Mevcudiyet”in farkında olma hâline “okyanusal his”, Mevcudiyet’in kendisine ise “Varoluşun Okyanusu” adını verdi.

 

Duygu Bruce

 

Bu yazıyı tamamlamak için Freud’un
Medeniyet ve Hoşnutsuzlukları  eseri ile ilgili yazıyı okuyabilirsiniz.

 

Bültenimize üye olun !

– Hakikatin peşinde, yapay zekasız, reklamsız, insan emeği yazılar, 2015 den beri

Loading

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir