
Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden aynanın sırrı hakkında bir hikâye
Padişahın, gören gözlerin, onlarla aydın olması için ârif sufileri karşısına koyması
Bunu işitmişsindir; hatırındadır; padişahların adetiydi.
Sol yanlarında yiğitler dururlardı; çünkü kalp bedenin sol yanındadır.
Defterdarlar, kalem erbabı sağ yanında dururlardı; çünkü yazı bilgisi sağ elle kazanılır; yazı sağ elle yazılır.
Sufilereyse karşılarında yer verilirdi; çünkü onlar can aynasıdır; hatta aynadan da iyidir onlar.
Gönül aynasında, hiç dokunulmamış şekiller belirsin diye gönüllerini Tanrı’yı anışla, Tanrı’yı düşünüşle cilâlamışlardır onlar.
Yaradılış belinden güzel olarak doğan kişinin önüne ayna koymak gerek.
Güzel yüz aynaya aşıktır; güzel, cana cilâdır; gönüllere temizlik verir.

Devam eder “ayna”nın olgunluk yolundaki hikmetlerini anlatmaya :
Varlığın aynası nedir ?
Varlık, yoklukta görünebilir.
Ekmeğin arı aynası yoksuldur, kav da çakmağın.
Bir yerde yokluk, noksan mı var, orası,
Bütün sanatların, hünerlerin aynasıdır.
Elbise dikilmiş, biçilmiş olursa terzinin hüneri nasıl görünür ?
Kökler, odunlar yontulmuş olmalı ki marangoz, onları
temele, parça çubuklara yarar bir hâle koysun, bir şey yapsın.
Kırıkçı ustası, ayağı kırılmış adam nerdeyse oraya gider.
Zayıf hasta bulunmazsa hekimlik sanatının güzelliği nasıl olur da meydana çıkar ?
Bakırların, horluğu, bayağılığı meydanda olmazsa kimyâ nasıl görünür ?
Noksanlar, olgunluğun aynasıdır; o horluk, üstünlüğün, yüceliğin aynasıdır.
Çünkü hakikaten zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir;
bal, sirkeyle belirir.
Kendi noksanını gören kişi, olgunlaşmaya on atla koşar.
Kendisini olgun sanansa, yücelik sahibi Tanrı’ya,
bu zannı yüzünden uçup ulaşamaz.
Mesnevi (Cilt I-II: 3160, 3210-3220)




