İnsan Olmanın Onurlu Mücadelesi

Diktatörün muhbirleri heryerdeydi. Çok sayıda yüksek askeri kumandanını, kendine karşı gelebilirler korkusuyla öldürmüş ya da hapse göndermişti. Bununla kalmayıp, kendi partisinin bir çok üyesini, yazar çizerleri, bilim insanlarını, hatta yardımcılarını, yakın arkadaşlarını dahi saf dışı bırakmıştı. Milyonlarca insan tutuklanmış ve Stalin iktidarına zenginlik katmak için Sibirya’ya elmas, altın ve petrol çıkarmaya gönderilmişti. Gulag denen bu kampların varlığı dahi, Stalin Rusya’sında sıradan bir insanın korku içinde susması için yeterliydi. Bu kamplardan tek kaçış, soğuk, karanlık ve uçsuz bucaksız bomboş tundralarda insanı bekleyen ölümden başka bir şey değildi.

Kapı her an çalabilirdi. En sağlamı dilini tutmaktı.

 Ivan Denisovich’in Hayatında Bir Gün, görevine sadık bir Rus askerinin iftiraya uğrayarak ihanetle suçlanması sonucu sürüldüğü Sibirya’da bir çalışma kampında geçirdiği 10 yıllık mahkumiyetin gerçek hikâyesi. Hikâyenin kahramanı olan Sukhov, gerçekte A. Solzhenitsyn’in kendisi.

Bir zamanlar evi ve ailesi olan, görevini vicdanıyla yapan Sukhov’un hikayesi soğuk ve açlığın hüküm sürdüğü, düşünmenin bile serbest olmadığı bu kampta geçer. Zulüm ve insanlık dışı koşullara karşın insan onurunu, cesaretini ve iç gücünü nasıl saklayabilir?

Sabah herzamanki gibi geldi. Barakaların pencereleri donmuş, duvarların tavanla birleştiği yerler de buz tutmuştu. En az bir ay daha tek bir sıcak köşe olmayacaktı. Ateş sözkonusu değildi çünkü ateşi tutuşturacak bir şey yoktu. Bırak işin seni ısıtsın. Bu tek kurtuluşundu.

Sukhov kalkmadı. Ranzanın üst katında başı battaniyeye gömülü, ayaklarını ceketin koluna sokmuş olarak yatmaya devam etti. Uykunun dışında, mahkumun, kendisi için yaşadığı tek zaman kahvaltıdaki on dakika, öğlen ve akşam yemeklerindeki beş dakikaydı.

…Sukhov ekmeğini parmaklarına kadar yedi, sadece kıyısını sakladı. Onu bir beze sardı ve usulca ceketinin cebine kaydırdı, soğuğa karşı düğmelerini ilikledi ve çalışmaya hazırlandı.

İşini seviyordu, üstelik çimentoyu kararken ve duvarı itinayla ve sabırla örerken gurur duyuyordu. Ancak bu sayede insan olarak kalabilirdi. Dondurucu soğukta, eli ayağı hissetmiyorken, kampta bir günü daha sağ salim geçirdiğini düşündü.

Zulüm altında, ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgide, gün ve gün fiziksel yaşamını sürdürmeye çalışırken bir yandan da kendini insan kılan onurunu ve sevgisini unutmamaya çalışan bir insanın mücadelesini anlatan bir çarpıcı bir kitap.  Kapanış yorumunda çevirmen şunu yazar:

Ben onun yerinde olsam ne yapardım?

Çok insanca bir soru — ya kendimizi birbiriyle ilişiği olmayan ayrı bireyler olarak görürürüz ya da özde birbirine çok benzeyen insanlar olduğumuzu, aslında “bir olduğumuzu, ancak farklı koşullarda hayata geliverdiğimizi gözlemleriz.

Herbirimiz kendimizi farklı hayat koşullarında bulsak dahi bizi insan yapan nedir?

Hapisler, acımasız yaşam koşulları, yoksulluğun ve açlığın hüküm sürdüğü içnde yaşadığımız bu dünyayı anlatır kitap. Baskıya direnmenin, bolca metanet ve içsel güç ile mümkün olduğunu anlatır. Olaylar hiç adil olmasa bile her zaman ve her şeye rağmen iyimserlik  der…

Duygu Bruce

 

Alexander Solzhenitsyn. One Day In the Life of Ivan Denisovich. 50th Anniversary edition. 1st ed 1963. New York: Penguin Group. Original published in Russian in 1962.
Türkçe çevirisi:  Alexander Solzhenitsyn. İvan Denisoviç’in Bir Günü. 2. Baskı. İstanbul: İletişim Yayınları, 2013.

 

Yorumlarınız:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.