
Yüksek duyarlılığa sahip kişiler, fiziksel ve duygusal olarak diğerlerine göre daha kolay uyarılırlar. Duyarlı olmanın hem avantajları hem de dezavantajları vardır. Ancak birçok kültürde bu özelliğe sahip olmak ideal kabul edilmez. Duyarlı kişiye, sanki bu bir kusurmuş gibi, özgüvenini ve özsaygısını kazanması için “bunu aş” denmiştir. Yetişkin olarak, doğru kariyeri ve ilişkileri bulmakta zorluk çekmiş olabilir. “Yüksek Duyarlı Kişi” terimini ortaya atan psikolog Elaine Aron, bunun “içe dönüklük” veya “utangaçlık” olarak kısaca tanımlanabilecek bir özellik veya kusur olmadığını belirtir. Yüksek Duyarlı Kişiler (YDK’ler) özeldir, ancak çokça yanlış anlaşılırlar.

Beş yıldan fazla süren klinik araştırmalar, derinlemesine görüşmeler ve yüzlerce YDK ile bireysel danışmanlıkların ürünü olan seçkin kitabında, yüksek duyarlı olmanın zorlukları ve kıymetlerini ayrıntılarıyla belirtir.
Her şeyden önce kendini bir YDK olarak tanımlayan yazar şöyle açıklar :
Hassas bir sinir sistemine sahip olmak temel olarak normal bir sinirsel özelliktir. Nüfusun yaklaşık %20’sinde görülür… Psikolog, araştırmacı, üniversite profesörü ve yazarım. Ancak en önemlisi, ben de YDK’yim. Kesinlikle yukarıdan bakarak, zavallı ruhunuzun bu “sendromu” aşmasına yardım etmek amacıyla yazmıyorum. Bu özelliğimizin kıymetini ve zorluklarını kişisel olarak biliyorum…
Çocukken evde, ailemdeki kaostan saklanırdım. Okulda spordan kaçınır ve çoğu zaman ders çalışırdım. Üniversitede hayatım daha da zorlaştı… Sonunda Berkeley’deki California Üniversitesi’nden mezun oldum. Ama zamanımın çoğunu tuvaletlerde ağlayarak geçirdim, delirdiğimi düşünüyordum. Tepkilerimi anlamamı ve doktoramı tamamlamamı mümkün kılan özelliklerim hakkında bilgi edinmem yirmi beş yılımı aldı.
“Dışarıda” olamadığım için hem seviniyor hem de utanıyordum. Öğrenme, yeteneklerimin daha fazla takdir edilmesi, her türden insanla daha fazla bağlantı kurma fırsatlarını kaçırdığımın farkındaydım. Ama acı deneyimlerimden dolayı başka seçeneğim olmadığını düşünüyordum… Kendimi kusurlu hissediyordum.
[…]
Bizler, birkaç özelliği barındıran bir paket gibiyiz. Duyarlı olmak, temkinli, içe dönük ve yalnız kalmak için ekstra zamana ihtiyaç duymamız anlamına gelir. Bu özelliğe sahip olmayan insanlar (çoğunluk) bunu anlamadıkları için bizi çekingen, utangaç, zayıf veya en büyük günah olan “anti-sosyal” olarak görürler. Bu etiketlerden korktuğumuz için diğerleri gibi olmaya çalışırız. Ancak bu, aşırı heyecanlanmamıza ve sıkıntıya girmeye neden olur. Sonra da önce başkaları, sonra kendimiz tarafından da “nevrotik” veya “deli” olarak etiketleniriz.
YDK’lerin karşılaştığı zorluklar hakkında:
- Duyarlı oluş hemen göze çarpmayan ince ayrıntıları algılamayı da içerir. YDK’ler çok fazla şey algılarlar – diğerlerinin gözden kaçırdığı tüm ince ayrıntıları görebilirler. Ancak diğerleri için sıradan olan şeyler, örneğin yüksek sesli müzik veya kalabalık, parlak ışıklar, garip kokular, dağınıklık, kaos, YDK’ler için oldukça uyarıcı ve dolayısıyla stresli olabilir. Çoğu insan bir odaya girdiğinde belki mobilyaları ve insanları fark eder – hepsi bu kadardır. YDK’ler, isteseler de istemeseler de, odadaki havayı, dostlukları ve düşmanlıkları, havanın tazeliğini veya bayatlığını, çiçekleri düzenleyenin kişiliğini anında fark edebilirler.
- YDK’nin bir diğer büyük zorluğu, başkalarını memnun etme konusundaki şiddetli ihtiyaçtır : Memnun etmek için bu kadar istekli olduğumuzdan, özgürleşmemiz o kadar kolay olmuyor. Diğerlerinin ihtiyaçlarını çok iyi biliyoruz. Bu durum yıllarca bizi zorlayabilir… Oysa tek bir temel kural vardır : Sınırları koymak pratik gerektirir ! İyi sınırlar koymayı hedefleyin. Bu sizin hakkınız, sorumluluğunuz ve en büyük onur kaynağınızdır.
Aşağıdakiler ortalama olarak tanımlanmış özelliklerdir, hiç kimse bunların tümüne sahip değildir. Ancak YDK olmayanlara kıyasla, çoğu YDK :
- Hataları daha iyi fark eder ve hata yapmaktan kaçınır.
- Vazifesine son derece bağlı ve özenlidir.
- Derinlemesine konsantre olabilir.
- Dikkat, doğruluk, hız ve küçük farklılıkları tespit etmeyi gerektiren görevlerde özellikle iyidirler.
- Psikologların “semantik bellek” olarak adlandırdıkları daha derin seviyelerde materyali işleyebilirler.
- Sık sık düşünceleri hakkında düşünürler.
- Öğrendiğinin farkında olmadan öğrenebilirler.
- Diğer insanların ruh halleri ve duygularından derinden etkilenirler.
Vücutlarımız da farklıdır. Çoğumuzun sinir sistemi bizi şu şekilde yapar:
- İnce motor hareketlerinde uzman.
- Hareketsiz kalmakta iyi.
- “Sabah insanları.” (Burada birçok istisna vardır.)
- Kafein gibi uyarıcılardan daha fazla etkileniriz, tabii bunlara çok alışkın değilsek.
- Daha “sağ beyinli” (daha az doğrusal / lineer, sentezleme konusunda daha yaratıcı).
- Havadaki parçacıklara daha duyarlı. ( Bu, daha fazla saman nezlesi, deride kızarıklık, döküntü, vb anlamına gelir.)
Ancak, bir YDK iseniz, olağanüstü yeteneklerinizin olduğunu kavramakta zorlanabilirsiniz.
İçsel deneyimleri nasıl karşılaştırırsınız? Kolay değildir. Çoğunlukla, diğer insanlar kadar tahammül edemediğinizi fark edersiniz. Oysa toplum tarafından çok değer verilen büyük yaratıcılık, içgörü, şevk ve şefkat gösteren bir gruba ait olduğunuzu unutursunuz.
YDK’lerin toplumdaki hayati rolünü vurgular :
İyi ya da kötü, dünya giderek daha fazla saldırgan kültürlerin kontrolü altına giriyor –dışa dönük, yayılmayı, rekabet etmeyi ve kazanmayı seven kültürlerin. Bunun nedeni, kültürler birbiriyle temas ettiğinde, daha saldırgan olanların doğal olarak üstün gelme eğiliminde olmalarıdır. Yayılma, özgürlük ve şöhret iyidir. Bunlar cengâver kralların değerleridir.
Ancak saldırgan toplumlar, hayatta kalmak için her zaman rahip-yargıç-danışman sınıfına da ihtiyaç duyarlar. Bu sınıf, kralları ve cengâverleri dengeler. Üyeleri saygı görürler… Örneğin, toplumun dayandığı sıradan insanların, yiyecek yetiştiren ve çocukları büyütenlerin refahını gözetme öngörüsüne sahiptirler. Aceleci savaşlara ve toprağın kötü kullanımına karşı uyarıda bulunurlar. Kısacası, danışman sınıfı durup düşünmeyi ısrarla savunur.
YDK’ler genellikle danışmanlık rolünü üstlenirler. Bizler yazarlar, tarihçiler, yargıçlar, sanatçılar, araştırmacılar, ilahiyatçılar, terapistler, öğretmenler, ebeveynler ve vazifeşinas vatandaşlarız. Cengâverler, cesur tarzlarıyla değerlidirler. Ancak bizlerin de kendimize has tarzımız ve önemli katkılarımız var.
Yazarın, bir YDK olarak kendi deneyimlerinden ve uzun yıllar süren araştırmalarından çıkardığı bilge sonuçlardan bazıları :
- Kendinizi takdir edin.
- Başarılarınız için değil, risk aldığınız ve yeni şeyler öğrendiğiniz için kendinizi övün; bu, başarısızlıklarla başa çıkmanıza yardımcı olacaktır.
- Kendinizi sürekli başkalarıyla karşılaştırmamaya çalışın; bu, aşırı rekabete yol açar.
- Kendinize diğer yetenekli insanlarla etkileşim kurma fırsatları yaratın.
- Kendinizi aşırı programlamayın. Düşünmek için zaman ayırın.
- Beklentilerinizi gerçekçi tutun.
- Yeteneklerinizi saklamayın.
- Kendi savunucunuz olun. Kendiniz olma hakkınızı destekleyin.
- Zihinsel ve bedensel aşırı uyarılmaya karşı birkaç strateji hazırlayın, konuşma içeriği, mantra, pozisyon, duruş vb. hazır bulundurun.
- Tüm bu iş /meslek edinme sürecinin bir çözümü, yeteneklerinizin hepsinin işte ifade edilmesinde ısrar etmemektir. Kendinizi özel projeler, sanat, paralel serbest meslek uygulamaları ve hayatın kendisi aracılığıyla ifade edin.
Duygu Bruce




