Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin? ” “Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: “Sen kimsin? ” “Mutassarıf” demiş adam kabara kabara. “Sonra ne olacaksın? ” diye sormuş Nasrettin Hoca. “Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam. “Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca. “Vezir” demiş adam. “Ya daha sonra ne olacaksın? ” “Bir ihtimal sadrazam olabilirim.” “Peki ondan sonra? ” Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.” “Daha ne kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında! ” Nasreddin Hoca
Yazar: duygubruce
Dört kişi parkta çektirmişiz, Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi… Anlaşılan sonbahar Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli Yapraksız arkamızdaki ağaçlar… Babası daha ölmemiş Oktay’ın, Ben bıyıksızım, Orhan, Süleyman Efendi’yi tanımamış. Ama ben hiç böyle mahzun olmadım; Ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Oysa hayattayız hepimiz. Melih Cevdet Anday
Belli dost bellisiz işlerde belli olur. Dostluğun esasını sadakat olarak tanımlamış Romalı hukukçu ve filozof Cicero (MÖ 44). Dostluk gönül işidir, yol arkadaşıdır. Nâdir bulunur. Kurduğumuz çeşitli sosyal bağlar, gelip geçen arkadaşlıklar, hercâi ilişkiler arasında o, kalıcıdır. Yıllar içinde eskimez, hatta olgunlaştıkça kıymeti artar. Kökleri sağlamdır, rüzgâra ve fedâkârlık isteyen zorlu koşullara dayanıklıdır. Orada bize yakın ve dar zamanda yanımızda var olduğunu biliriz. “ Dostluk, insanlar arasında en güçlü bağdır. Umudu besler ve morali yüksek tutar. İnsana ilham verir ” der Cicero. De Amicitia adlı eserinde gerçek dostun tarifi ve kıymeti hakkında yazar : Dostluğun karşılıklı yakınlığında kendini dinlendirmeyen …
Akşamın birinde pervâneler toplanmış, mumun ışığını nasıl bulacaklarını tartışıyorlardı. İçlerinden biri dedi ki: “ Hepimiz birden gitmeyelim; birimiz gidip mumu bulsun, sonra dönüp bize haber versin. ” Pervânelerden biri yola çıktı; uzakta bir köşkün içinde yanan bir mum ışığı gördü. Döndü geri geldi ve anladığı kadarıyla mumu anlatmaya çalıştı. Aralarında bilge olan pervâne: “ Senin mumdan haberin bile yok…” dedi. İkinci pervâne hevesle yola çıktı, köşkün içine kadar gitti, muma yakından baktı ve o da geri geldi, mumun nasıl ışık yaydığını anlattı. Bilge pervâne “ anladığının işareti yok üzerinde ” dedi. Sıra sonuncu pervâneye geldi. Pervâne mumun ateşini görünce …
Su başında durmuşuz, çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün. Suyun şavkı vuruyor bize, çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze . Su başında durmuşuz. Önce kedi gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra ben gideceğim, kaybolacak suda suretim. Sonra çınar gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra su gidecek güneş kalacak; sonra o da gidecek… Su başında durmuşuz. Su serin, Çınar ulu, Ben şiir yazıyorum. Kedi uyukluyor Güneş sıcak. Çok şükür yaşıyoruz. Suyun şavkı vuruyor bize Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze… Nazım Hikmet
“İnsanlar merak etmeyi sever, bu da bilimin çekirdeğidir.” Ralph Waldo Emerson II. Dünya Savaşı sırasında Karl Skala ve silah arkadaşı, ağır top ateşinden sığınmak için bir tilki inine saklanırlar. Atış isabet eder ve Skala’nın arkadaşı orada ölür. Skala ağır yaralanır. Ölen arkadaşıyla beraber yukarı göğe doğru çekildiklerini hisseder, ve kendilerini aşağıdaki savaş alanına bakarken bulurlar. Ölen arkadaşının bedeninin kendine doğru yaslandığını hisseden Skala yukarı doğru bakar ve parlak bir ışık görür; arkadaşının bedenini de tutar ve birlikte yukarıdaki ışığa doğru giderler. Aniden Skala durur ve sonrasında bedenine geri döner.[i] Bu top atışı Skala’yı ömrünün sonuna kadar sağır bırakır ama …
Tanınmış bir bilim adamı, Duke ve Harvard üniversitelerinde 30 yılı aşan akademik hayatının yanısıra beyin cerrahı olarak çalışan Dr. Eben Alexander, bilimsel kanıt odaklı yaklaşıma sahip olan bir doktor. Bilincin, beynin kimyasal ürünü olduğunu, fiziksel beynin sınırları dışında bilincin var olamayacağı görüşünde. Kısacası beyin durmuşsa, bilinç de yok demektir inancıyla çalışmakta. Yaşam sona erdiğinde ekran kararır ve gösteri biter. Dr. Alexander, bunun aksi deneyimleri yaşayanların anlattıklarını fantazi olarak kabul eder. Derken kendi beyni ölümcül bir bakteriyel menenjit saldırısına uğrar; 7 gün kaldığı komanın sonunda beynin hayati parçası olan neokorteksi artık yok denecek kadar hasar görmüştür, tıbben ölü sayılır. Kendi çalıştığı …
Sümbül Efendi, İstanbul Kocamustafapaşa’daki tekkesinde çevresini saran dervişlerle birlikte yaşamını sürdürürmüş. Ömrünün sonuna yakaştığını hissettiği vakit Halveti geleneğine uygun biçimde kendisine kimin halef olacağını düşünmeye koyulmuş. Günlerden bir gün dervişler şeyhlerini huzurunda otururken Sümbül Efendi “ A dervişler, ” demiş, “ Hak rahmetinin tecellisi, İstanbul’un taşından toprağından renk renk türlü türlü çiçekler fışkırıyor. Hepiniz bir tane getirseniz gözümüz gönlümüz açılacak.” Dervişler, ilk defa şeyhlerinin kendilerinden bir şey istediğini görüyorlardı. Hem sevindiler hem telaşlandılar. Sohbet sonlanıp şeyh halvete çekilince herkes bağlara bahçelere dağıldı. Kucak kucak, demet demet çiçek topladılar. Ertesi gün Kocamustafapaşa dergâhı bir çiçek meşherine dönmüştü. Sadece derviş Merkez Efendi’nin …
Hakk’ı arar isen kalbinde ara Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir. Yunus Emre için Aşk ceylandır, akan ırmaktır, buğday tanesidir, çiçektir, bülbüldür. Her yerde, her yaratılan O’nu över, zikreder. Bu nice aşktır… Sen burda garip mi geldin Niçin ağlarsın bülbül hey Karlı dağları mi aştın Derin ırmaklar mı geçtin Yârinden ayrı mı düştün Niçin ağlarsın bülbül hey Uykudan gözüm uyandı Uyandı kana boyandı Yandı şol yüreğim yandı Niçin ağlarsın bülbül hey… Yunus Emre Divanı, s.111
Tek tanrılı dinlerin ortak noktaları ve mistik boyutları hakkındaki araştırmalarıyla tanınmış yazar Karen Armstrong’un bu dinlerin ortak dili olarak gördüğü “şefkat” hakkındaki ödül alan Ted konuşmasını burada izleyebilirsiniz. Duygu Bruce















Social Profiles