Sultan Süleyman’a kalmayan dünya Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün Nice bin senedir çürüyen canlar Hakk’ın emri ile dirilir bir gün Ne güzel yapıldı cennet yapısı Çok aradım görünmedi kapısı Benim korktucağım sırat köprüsü Cehennem üstüne kurulur bir gün Karşıki dağlar da karlı dağ olsa Çevre yanı mor sümbüllü bağ olsa Ağa olsa, paşa olsa, bey olsa Yakasız gömleğe sarılır bir gün Bu dünyada adem oğluyum dersin Helâli haramı durmayıp yersin Yeme el malını er geç verirsin İğneden ipliğe sorulur bir gün Gökte yıldızların önü terazi Ülker ile aşar gider birazı Yarın mahşerde de sorarlar bizi Hak mizan terazi …
Kategori: Şiir
İtalya, bu sene Dante Alighieri ‘ nin (1265 Florence-1321 Ravenna) ölümünün 700. yıl dönümünü okullarda, müzelerde, tiyatrolarda İlahi Komedya’dan bölümler okuyarak kutluyor. Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilen İlahi Komedya‘yı 35 yaşında yazan Büyük Şair – Sommo Poeta bu ölümsüz eserde, dünyadan göç eden ruhların öbür dünyaya yaptığı yolculuğu anlatır. Kitabı tam yazmaya başladığı dönemde doğduğu şehir olan Floransa’dan politik sebeplerle sürgüne gönderildiği Ravenna’ya doğru yola çıkar ve kalan yaşamını orada sürdürür. Bu yolculukta sırayla Inferno, Purgatorio, Paradiso – Cehennem, Araf ve Cennet’tin katlarında seyrederken doğduğu şehirden tanıdığı çeşitli kişilerin ruhlarının öbür dünyada farklı ıstırap ve mutluluk koşullarında yerleşmiş …
Ben bir gün bu dağ köyünde, Görülecek en güzel şeyleri gördüm. Vâdiden geçen demiryolu, Pırıl pırıl parlıyordu, Irmak kıyısında bir istasyon, Marşandizi ağırlıyordu. Ben bir gün bu dağ köyünde Duyulacak en güzel sesi duydum, Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden, Meşelerin, köknarların, pınarların Gizli sazlarından haber verdi, Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden. Ben bir gün bu dağ köyünde Bakılacak en güzel şeye baktım. Dağ havasında, geniş yapraklı ümitlerin üzerine Yattım, gökyüzünün altına Hiçbir çağda bu kadar mavi olmamıştı. Baktım da vuruldum maviliğine. Ben bir gün bu dağ köyünde Sevilecek en güzel şeyi sevdim. Ağaçtan, kerpiçten, toprağından taştan Barınakları içinde doğan, yaşayan, ölen, Vatan …
Ben yürürüm yâne yâne … Yıl kıtlık yılları, Anadolu’nun bozkırı küsmüş, susuzluktan yarılmış da bir mahsül vermiyor.. Fukara Yunus köyünü düşünüyor, ne yapsa ne etse de dullara, yetimlere bir avuç buğday, biraz bulgur bulsa … O vakitler, Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya yerleşmiş imiş, kerâmetlerini işitenler, dört bucaktan ziyaretine gidenler olurmuş. Yunus’un da kulağına çalınmışlığı var; Kırşehir’de bir büyük zat varmış, cömertmiş, asilmiş, kurda, kuşa iyilik edermiş. Bu ümitle yola çıkan Yunus, kağnısına bindi, heybesine çoban armağanı, çam sakızı, biraz alıç doldurdu ve Hacı Bektaş katına doğru yola çıktı. Dergâha geldiği zaman bu Tanrı misafirini dervişler güleryüzle karşılayıp önüne …
Ben kendimin ilham perisiyim “I’m my own muse” demiş Frida Kahlo (1907-1954). Genç yaşta geçirdiği kazadan sonra ömür boyu katlandığı güçlükler, onu, yaratmaktan alıkoymamış. İçine dolan ilhamın aşkı sanatına yansımış. Dans eden renkleri, çok sevdiği çiçekleri ve hayvanları resmetmiş, hepsi tuvalde ruh bulmuş. Yaşadığı sürece ilhamıyla berabermiş. Antik Yunanca’dan gelen “muse” μούσα kelimesi “zihne yerleştirilen” anlamını taşır. Yunan mitolojisinde ilham perisi anlamında kullanılır. Tanrılara ve ölümlülere, canlılık ve yaratıcılık ilham ederler. Kime isterlerse, o kişide yaratıcılığın bir şekilde ortaya konmasına veya yeni bir bilişe sebep olurlar. Zeus ve hafızanın tanrıçası Mnemosyne’nun kızları olan dokuz Muse, Olimpos’un yakınında Pieria dağında doğarlar. …
Evvel zamanda çeng çalan bir çalgıcı vardı. Bülbül onun sesini duydu mu kendinden geçerdi. Onun müziğini dinleyenlerin neşesi birse yüz olur; gönül kuşu havalanır, canın aklı şaşar da kalırdı. Öyle bir çalgıcıydı ki onun nağmelerinden eşi bulunmaz hayaller belirirdi. Az zaman uz zaman geldi geçti, çalgıcı yaşlandı, sesi değişti, bedeni acze düştü. Kimse sesine kıymet vermez oldu. İyiden iyiye yaşlanınca kazancı kalmadı, bir parçacık azığa muhtaç oldu. “Yarabbi” dedi, “uzun bir ömür, tükenmez bir talih verdin; bir saman çöpü değerindeydim, lütuflar ettin bana. Yetmiş yıldır günahlar işledim; bir gün bile rızkımı kesmedin. Artık kirişim (çalgı çalanın karşılığında aldığı para), kazancım …
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak. Ceylanı kurtardım avcının elinden ama daha baygın yatar ayılamadı. Kopardım portakalı dalından ama kabuğu soyulamadı. Oldum yıldızlarla haşır neşir ama sayısı bir tamam sayılamadı. Kuyudan çektim suyu ama bardaklara konulamadı. Güller dizildi tepsiye ama taştan fincan oyulamadı. Sevdalara doyulamadı. Giderayak işlerim var bitirilecek giderayak. Nazım Hikmet Ran
Sofralar seninle serin, Odalar seninle ferah, Günüm neşeyle uzun, Yatağında kalktığım sabah. Elmanın yarısı sen, yarısı ben, Günümüz, gecemiz, evimiz barkımız bir, Saadet bir çimendir, bastığın yerde biter, Yalnızlık gittiğin yoldan gelir. Oktay Rıfat Horozcu Resim: Pam Hawkes
Yaşamak güzel şey doğrusu Üstelik hava da güzelse Hele gücün kuvvetin yerindeyse Elin ekmek tutmuşsa bir de Hele temizse gönlün Hele kar gibiyse alnın Yani kendinden korkmuyorsan Kimseden korkmuyorsan dünyada Dostuna güveniyorsan İyi günler bekliyorsan hele İyi günlere inanıyorsan Üstelik hava da güzelse Yaşamak güzel şey Melih Cevdet Anday
Uyandım baktım ki bir sabah, Güneş vurmuş içime; Kuşlara, yapraklara dönmüşüm, Pır pır eder durur bahar rüzgarında. Kuşlara, yapraklara dönmüşüm; Cümle âzâm isyanda; Kuşlara, yapraklara dönmüşüm; Kuşlara, Yapraklara. Orhan Veli















Social Profiles