Bültenimize üye olun !

– Hakikatin peşinde, yapay zekasız, reklamsız, insan emeği yazılar, 2015 den beri

Loading

Rönesans’ın Bilge Dâhisi Leonardo da Vinci’nin 500. Yıldönümü Sergisi

    “Ruhun elle beraber çalışmadığı yerde sanat olmaz.” Rönesans döneminin dâhi bilgesi (1452-1519), anatomiden optik ve fiziğe kadar uzanan derin bilgiye sahip sanatkâr, mühendis, matematikçi, bilim insanı, Leonardo da Vinci’nin 500. ölüm yıldönümü, Louvre Müzesinde muhteşem bir sergi ile kutlanır (2020). Cesur ve üstün yaratıcılığı, tükenmeyen ilhamı ve araştırmalarına dayanan derin bilgisi ile yaşadığı zamanın çok ilerisindeki dâhice buluşlarını, bu sergide yer alan eserlerinde ve not defterlerinde görmek mümkün. Kendi eserleri hakkında şu yorumu yapar : Hiçbirisi zaten kesin biçimde tamamlanmadılar, çünkü mükemmelle ulaşmaktan uzaklar. Ancak…

Read MoreRönesans’ın Bilge Dâhisi Leonardo da Vinci’nin 500. Yıldönümü Sergisi

Lokman Hekim’in Defteri

  Lokman Hekim, Anadolu inanışına göre bütün hekimlerin pîri imiş. Bin bir çeşit çiçeğin, otun özelliklerini tanır, ilaçlar yapar, dertlere deva bulurmuş. Bir yerde durmaz, hep dolaşır, gittiği yerlerdeki insanlara, bilgisiyle yarar sağlar, şifa getirirmiş. Rivayete göre günlerden bir gün Çukurova’ya varmış ve ovanın bereketine, güzelliğine hayran kalmış. Çevredeki bütün hastaları iyileştirmeye başlamış. Gel zaman git zaman dere tepe düz gitmiş, adım adım dolaşmış, her yandaki otları bir bir incelemiş ama aslında ölümsüzlük ilacına mâyi olacak otu arar dururmuş. Bir gece dolaşmaktan yorgun düşmüş ve ulu bir çınarın…

Read MoreLokman Hekim’in Defteri

İnsanlığın Rüyası: Ölümsüzlük

  Google, Amazon, Microsoft, Meta ve Apple gibi teknoloji devleri yaşlanmaya çözüm bulmak, “sonsuza dek genç kalmak”  yarışındalar.  Doğal ölümü ertelemek hatta ölümsüzlüğü elde etmek için yürütülen bilimsel araştırmalara milyonlarca dolar harcamaktalar. Araştırmalar cevaba çok yaklaşmış durumda: Ebedi gençliğin püf noktası telomer denilen – DNA’nın her bir ucundaki “kapakçıklar” da. Telomerler genetik özelliklerimizi korumanın yanı sıra, hücrenin bölünmesini ve çoğalmasını sağlamakta. Ama madalyonun diğer yüzünde görünen ise, bir hücre her çoğaldığında, telomerler kısalmakta ve telomerlerin boyu kısaldıkça yaşamımız da kısalmakta. Telomer kısalma oranının , türlerin yaşam ömrünün…

Read Moreİnsanlığın Rüyası: Ölümsüzlük

Beynin Duygusal Yaşamı

“Bir eş seçimi ya da evlilik kararını verirken bunu, kuru bilişsel matematik hesabına dayanarak yapamayız,”  der, duygusal davranış biçimlerimizi neyin belirlediği konusundaki araştırmasıyla bilinen nörobilimci Richard Davidson. “Bu kararı vermek için duygularımıza başvururuz. Duygularımız kesintiye uğrayıp bozulmuş ise, bu tür kararlar alma kapasitemizi gerçekten olumsuz etkileyecektir.”  Duygusal beynin işleyişini değerlendirirken, duygusal tarzımızı oluşturan ve doğuştan gelen altı kabiliyeti tanımlar. Bu kabiliyetler DNA’mızda temsil edilen biyolojik faktörlerle ve ailevi geçmişimizde hüküm süren psikolojik faktörlerle belirlenir. Her kabiliyet, temsil ettiği duygusal tarza has aktiviteleri ile beyinde görüntülenebilir, dolayısıyla teorik…

Read MoreBeynin Duygusal Yaşamı

Sanatçı ile Sanatı Arasındaki İlişki

Sefiller, Notre Dame’ın Kamburu gibi eserleri ile ölümsüzleşen Victor Hugo (1802-1885), hayatının amacı olmuş çalışmaları hakkında şöyle der: Yarım yüzyıldır düşüncelerimi yazı, şiir, tarih, drama, romantizm, gelenek, hiciv, övgü ve şarkılarla yazıyorum… ama içimde saklı olanın binde birini dahi söylemediğimi hissediyorum… Yazar, insanın içinde sıkışıp kalmış bir dünyadır. Auguste Rodin (1840-1917), Hugo’nun bu sözünden aldığı ilhamla yaptığı büstte, bu anlamı ustalıkla ifade eder. Yazmak, müzik bestelemek, heykel veya resim yapmak, dans etmek, hangi sanat dalı olursa olsun, insan neden sanat yapar ? Farklı sanatçıların, sanatlarıyla ilişkilerine dair…

Read MoreSanatçı ile Sanatı Arasındaki İlişki

Dansla Gelen Mutluluk

  “Dans ederken insan, sinema, roman ve dahası: şiir, sevgi ve hassasiyeti bulur,” der usta koreograf, opera yönetmeni ve dansçı Maurice Bejart. Nörıobilim, beyinlerimizin, müzikle ahenk içinde hareket etmek üzere düzenlendiğini keşfetmeden çok önce dans var idi. İnsan, bebek, çocuk, genç ya da yetişkin, yaşı ne olursa olsun, içgüdüsel olarak müziğin ritmine uyar. Son bilişsel araştırmalar, insanların, evrensel olarak müziğe doğru çekildiğini ve senkronize olmaya hazır bulunduğunu belirtmekte. Dahası, ritmik hareketin, ruh halimizi yükselttiğini, zihinsel ve duygusal dalgalanmaları düzene koyduğunu ve insanı daha mutlu kıldığını gösteriyor. İlk…

Read MoreDansla Gelen Mutluluk

Süleyman Peygamber’in Şifalı Bitkileri

  Rumi, benzeri olmayan Mesnevi’sinde, Süleyman Peygamber’in mabedi ile ilgili bölümde anlatır : Davut Peygamber’e, oğlu Süleyman’ın bir mabet inşa edeceği, ilahi bir emir olarak tablete yazılmış ve önceden bildirilmiş. Takip eden yıllarda Süleyman Peygamber inşaata başlamış, Süleyman’ın Mabedi (Milattan ve İslamiyet’ten sonraki adıyla Mescid-i Aksa) olarak bilinen bu ibadet yeri, başka hiçbir yapıya benzemiyormuş, eşi benzeri yokmuş. Rumi der ki inşaatında kullanmak üzere yakındaki dağdan kırılan taşlar bir bir dile gelir, “Beni de götür!” diye seslenirlermiş. Bu mabedin kapıları da duvarları da yaşıyor aynı bedenin, kapısı…

Read MoreSüleyman Peygamber’in Şifalı Bitkileri

İlahi Komedya

  Arzum ve iradem zaten hepsi Tek bir hızda döndü tekerlek gibi  Tıpkı güneşi ve yıldızları döndüren aşk gibi. Dante Alighieri [1265 Floransa-1321 Ravenna]   Edebiyatın baş eserlerinden biri olarak kabul edilen İlahi Komedya, Dante’nin, öbür dünyaya yaptığı büyüleyici yolculuğunu anlatır. Üzerinden 700 yıl geçmesine rağmen ölümsüz kalmış bir öykü. Dante’nin, 35 yaşında politik sebeplerle sürgüne gönderildiği sırada yazmaya başladığı bu eser, bireysel bir yolculuktan daha fazlasını – insan olmaya ve ruhun ölümsüzlüğüne doğru uzanan ortak bir yolculuğu temsil ediyor. Yaşamın ve ölümün anlamını, bu dünyayı, öbür…

Read Moreİlahi Komedya

Sessiz Arkadaşlarımız Bitkilerin Akıllı Dünyası

  Bitkiler, zarar gördüklerinde acıyı hisseden, Mozart dinlemeyi seven, duygulara sahip canlı varlıklardır ve insanın dile gelmemiş düşüncelerini dahi hissedip tepki verebilirler. Bilimin bu bulgularından çok daha önce 1960’larda, bir yalan dedektörü kullanarak bitkilerle yaptığı deneylerle bilinen eski istihbarat ajanı . Cleve Backster, bitkilerin biliş, öğrenme, hafıza ve iletişim yeteneğine sahip, akıllı yaratıklar oldukğunu keşfetti. Dedektör cihazının galvanometresini evindeki bitkiye bağladı ve sadece bitkisinin yandığını hayal ettiği sırada, galvanometrenin iğnesinin yükseldiğini, dolayısıyla bitkideki elektrik akımının harekete geçerek arttığını gözlemledi. Beklenmedik bu hızlı artış bitkinin stress kimyasalları ürettiğini…

Read MoreSessiz Arkadaşlarımız Bitkilerin Akıllı Dünyası

Hızır, Büyük İskender ve Ebedi Gençlik Pınarının Hikâyesi

Büyük İskender Ebedi Hayat Suyunu ararken yanına Hızır adında bir yoldaş verilir. Bu uzun yolculuk için Hızır elinde bir sepet erzak taşır. Kayalık bir yerde yürürlerken elindeki sepet sallanınca içinden iki kurutulmuş balık yere düşer ve düştükleri yerde bir su fışkırır. Bu su bir göle dönüşür, balıklar bu gölde canlanırlar...

Read MoreHızır, Büyük İskender ve Ebedi Gençlik Pınarının Hikâyesi

Hakikat Sözleri

  Hakikat yolunda tüm dinler birdir, Allah’ın gözünde ırkların, renklerin, kadın ve erkeğin arasında fark yoktur.[1] Şimdiye kadar okuduklarım arasında farklı bir yeri olan Hakikat Sözleri, Dr. Bahram Elahi tarafından babası Ostad Elahi’nin sözlü öğretilerinden derlenmiş ve Türkçesi 2017’de yayınlanmış bir kitap. Tanınmış bir düşünür, yargıç ve müzisyen olan Ostad Elahi’nin (1895-1974)  ailesi ve arkadaşları ile bir araya geldiği zamanlarda, soru-cevap şeklinde geçen sohbetlerinden oluşan bir seçki. Konular, maneviyat, hakikat, kendini ve nefsi tanımanın yolları, kemâle giden yolda ruhsal olgunlaşmanın aşamaları gibi başlıklar etrafında gelişir. Toplumda insan gibi yaşamanın yollarını, iç veya dış kaynaklı güçlükler karşısında başvurabileceğimiz çareleri, ruhumuzun olgunluğa ermesini ve sonsuz mutluluğu mümkün kılacak koşulları pratik biçimde ve samimi bir dille anlatan bu kitap, bilgeliğin, günümüz insanına göre uyarlanmış el kitabı gibi. Ostad Elahi, hayatını Hakikat’i aramaya, öz bilgiye, kendini tanımaya ve insanlığa hizmete adamış. 25 yaşına kadar geleneksel maneviyat ve asetisizim uygulamaları ile aile evinde yaşar. Babasının ölümünden sonra, geleneksel maneviyatı bırakıp toplum hayatına katılmaya karar verir. Hukuk eğitimini tamamlar ve emekli oluncaya dek sürdürdüğü yargıçlık görevine ek olarak, maneviyata yenilikçi bir yaklaşımın temellerini da kurmaya başlar. Ostad Elahi’nin bu yenilikçi yaklaşımı, ailesinden gelen mistik geleneğin üzerinde kazandığı kişisel deneyimleri, gözlemleri ve araştırmalarının bütününe dayanmaktadır. Düşünce ve öğretisinin temel özellikleri, evrensel değerlere dayanıyor oluşu, pratik ve toplum içinde uygulanabilir olması, cinsiyeti veya dini ne olur olsun, her insanın gündelik hayatına uyumlu olmasıdır. Ostad Elahi, insanın Hakikat ile olan bağı hakkında şöyle der: “Hakikat”, insanın ne olduğunu, nereden geldiğini, buradaki görevinin ne olduğunu ve nereye gideceğini bilmesidir. Hakikat’e erişmek için, kendimizi bu bilginin peşinden gitmeye adamalı ve bilgiyi uygulamaya geçirerek anlamaya çalışmalıyız.[2] Hakikat’e giden yolda ön koşul insan olmaktır. Gerçek bir insan, tabiatı gereği her zaman yaşantısında iyi bir iz bırakmaya çalışır ve bunu, toplumun yararına olan ve takdir edilen işler yaparak sağlar. Başka bir ifadeyle beşer, insan […]

Read MoreHakikat Sözleri

Giderayak

Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak. Ceylanı kurtardım avcının elinden ama daha baygın yatar ayılamadı. Kopardım portakalı dalından ama kabuğu soyulamadı. Oldum yıldızlarla haşır neşir ama sayısı bir tamam sayılamadı. Kuyudan çektim suyu ama bardaklara konulamadı. Güller dizildi tepsiye ama taştan fincan oyulamadı. Sevdalara doyulamadı. Giderayak işlerim var bitirilecek giderayak. Nazım Hikmet Ran

Read MoreGiderayak

Çalgıcının Hikâyesi

Duydun mu bilmem Ömer’in zamanında çenk çalan varlıklı bir çalgıcı vardı. Bülbül onun sesini duydu mu kendinden geçerdi, güzelim sesini dinleyenlerin neşeleri birse yüz olurdu. Meclisleri, toplulukları onun soluğu, onun sesi bezerdi; sesinden, çalgısından kıyametler kopardı. Bir çalgıcıydı ki dünya onun yüzünden neşeyle dolmuştu; onun sesinden, eşi bulunmaz hayaller beliriyordu. Sesinden gönül kuşu uçardı; canın aklı şaşırır kalırdı. Zaman geçti, çalgıcı kocadı; doğana benzeyen canı acze düştü. Sırtı küpün sırtı gibi kamburlaştı; kaşları eğer kuskununa döndü. Güzelim, cana can katan sesi çirkinleşti; kimse o sese önem vermez oldu. Zühre’nin[1] bile kıskandığı o ses, bir kart eşeğin sesine döndü. Zaten hangi hoş vardır ki kötü olmasın; yahut hangi tavan vardır ki yıkılıp yerlere serilmesin? Çalgıcı iyiden iyiye kocayınca, kazancı kalmadı; bir parçacık yufkaya muhtaç oldu. Yarabbi dedi, uzun bir ömür, tükenmez bir fırsat verdin; bir saman çöpü değerindeydim; lütuflar ettin bana. Yetmiş yıldır suç işledim; bir gün bile rızkımı kesmedin. Kazancım yok, bugün sana konuğum; artık seninim; senin için çeng çalacağım. Çengini aldı, Tanrı’yı aramaya koyuldu; ah ederek Yesrib mezarlığına yöneldi. Tanrı’dan kiriş[2] isteyeceğim çünkü O, özü doğru olanları kabul eder, kerem buyurur dedi. Bir hayli çeng çaldı, ağladı; sonra da çengini yastık yaptı, bir mezarın başında, başını çengine koyup yattı.              Uyku onu kendisinden aldı, can kuşu hapsinden kurtuldu; çalgıyı da çalgıcıyı da bıraktı, uçtu gitti. Bedenden, dünya zahmetinden azad oldu; keyfiyete sığmaz bir dünyaya, can ovasına vardı. Canı orada, ah diyordu, beni burada bıraksalar, burada yer yurt verseler bana. Canım bu bağda, bu bahçede, bu bahar çağında ne de hoş bir hale gelirdi;                                                                          Bu ovada, bu görünmez âlemin […]

Read MoreÇalgıcının Hikâyesi

Karıma

Sofralar seninle serin, Odalar seninle ferah, Günüm neşeyle uzun, Yatağında kalktığım sabah. Elmanın yarısı sen, yarısı ben, Günümüz, gecemiz, evimiz barkımız bir, Saadet bir çimendir, bastığın yerde biter, Yalnızlık gittiğin yoldan gelir. Oktay Rıfat Horozcu Resim: Pam Hawkes

Read MoreKarıma