Bültenimize üye olun !

– Hakikatin peşinde, yapay zekasız, reklamsız, insan emeği yazılar, 2015 den beri

Loading

Gezegenlerin Nağmeleri

Çalgı tellerinin tınısında bir geometri, kürelerin aralıklarında müziğin âhenkli nağmeleri vardır. Filozof ve matematik bilgini Pisagor (yaklaşık MÖ 570), evrenin bir bütün olarak âhenk ve sayılardan oluştuğunu öne sürer ve der ki : Gezegenler ve yıldızlar matematiksel denklemlere göre hareket eder, hareketleri müzikte belirli notalara karşılık gelir. Güneş, Ay ve tüm gezegenler yörüngesel dönüş ritmlerine göre kendilerine özgü melodiler yayarlar. Yörüngesel rezonanslardan yayılan bu senfonik müziğe Musica Universalis —evrenin müziği adını verir. Hem araştırmalarından hem Pisagor ’dan ilham alan on yedinci yüzyıl astronomu Johannes Kepler (1571-1630), zamanında bilinen…

Read MoreGezegenlerin Nağmeleri

Burada Ne Yapıyoruz ?

  “ Yaşamda ne yapıyoruz, anlamı ne, nereden geldik nereye gideceğiz ? ” Bu bildik sorular, insan var olduğundan beri sorulagelmiş. İnsanın anlam arayışı yaradılıştan gelen evrensel bir özellik. Kimi için yaşamın amacı, öncelikle yiyecek ve barınak edinmek iken, kimisi anlamı, başarılı bir iş tutmak ya da mesut ev bark sahibi olmakta arar. Kimi zaman da hayatın önceliği zevke zevk katarak günü gün etmek, gamsız gezinmek, biraz da boş verip zevkleri tatmin etmek olur (mesela söz verdiğim bir işi yapacak iken arkadaşlarla buluşma hevesine kapılıp gitmem, ihtiyaç…

Read MoreBurada Ne Yapıyoruz ?

Mum

  Mum yanıyor, zaman yanıyordu.. Bir tarafındakiler gülüyor, Bir tarafındakiler ağlıyordu. Biri vardı aralarında, Düşünüyor, hayata bakıyordu. Mum yanıyor, zaman yanıyordu Erzurum’un köylerinde. Akşamın ve sabahın erken olduğu Ali Baba dağının eteklerinde Geniş vakitler yaşanıyordu. Mum yanıyor, zaman yanıyordu Hasankale ovasında. Geceye karşıydı karlı Palandökenler. Bir adam vardı hayallerin ortasında.. Kar kadar beyazdı ümitler. Bu adam üç bin on beşde Yunan medeniyetini okuyordu. Kaldırıp başını kitaplardan Kervanlaşmış dağlara bakıyordu.. Bakınca akşam oluyordu. Hasankale ovasında, Kuruderede Kilometreler santimleşiyor, Santimler asırlaşıyordu.. Güneşe ve geceye karşıydı Palandökenler. O adam hayata…

Read MoreMum

Ruha ve Bedene İyi Gelen Bitkilerden Birkaçı

  Hikâye edilir ki şifalı bitkiler Süleyman Peygamber ’in mâbedinde, bir bir boy atıp topraktan çıkmışlar.  Aslandan kaplandan karıncaya kuşa, çalıdan ağaca, çiçeğe, kısacası  tabiattaki tüm canlılara sözü geçen, onların dilinden anlayan Süleyman Peygamber bitkilere sormuş : Bana adını ve şifanı söyle, Neyin ilacısın Kime zararın var Kime yararlısın ? Bitkiler dile gelmişler ve neye yarar neye zarar olduklarını hangi hastalığa şifa olduklarını bir bir söylemişler. Rumi’nin eşsiz eseri Mesnevi’sinde anlattığı bu hikâyeye göre tıp biliminin temeli, yeryüzündeki ilk ruh ve beden hekimlerinin bilgisi de oraya dek…

Read MoreRuha ve Bedene İyi Gelen Bitkilerden Birkaçı

Duyguların Bedendeki Yerleri

Aşık olduğumuzda içimizde uçuşan kelebekleri çoğumuz tanırız. Kalp hızla atmaya başlar, otonom sinir sistemi heyecan sinyallerini yakar ve kaslarımıza giden oksijeni artırır, nöroendokrin sistem tüm nöronları ateşler; vücudumuz böyle tepeden tırnağa aktif ve uçarı hafiflikteyken her an kanatlanabiliriz. “Limbik aşk” adını verdikleri hâli  böyle tanımlar nörobilimciler. Limbik demelerinin sebebi, duyguların beyindeki limbik sistemde aktive edilmesindendir. Her zaman bilinçli olarak farkında olmasak da duygularımız, davranışlarımıza ve fizyolojik durumlarımıza etki ederler. Duygu – beden bağlantısı o kadar yerleşiktir ki kimi zaman duygularımızı tarif ederken bedensel terimler kullandığımız da olur:…

Read MoreDuyguların Bedendeki Yerleri

Doğanın İyileştirici Gücü

  Hayattaki küçük mutluluklar bazen arka bahçede bulunur. Tıpkı ekilen bir tohumun umudu  yeşertmesi gibi, doğada yapılan bir yürüyüşün sıradan ruh halimize bir huşu hissi katması ya da baharın ilk gül goncasını gördüğümüzde duyduğumuz sevinç gibi içimizi sarıveren küçük mutluluklar aslında hayatımıza ne kadar etki eder. Marin biyoloğu ve çevreci akımın ilk öncülerinden olan Rachel Carson’ın (1907-1964), doğanın yatıştırıcı niteliğinin insan ruhuna dokunuşu hakkında der ki : Doğanın tekrarlanan nakaratlarında daimi bir şifa vardır -geceden sonra şafağın ve kıştan sonra baharın geldiğinin güvencesi vardır.   Ünlü nörolog…

Read MoreDoğanın İyileştirici Gücü

Mars’a Yolculuk

  Adını Romalıların Savaş Tanrısı’ndan alan esrarengiz kırmızı gezegen Mars, antik çağlardan beri dünyada yaşayan insanların, dünya dışındaki yaşam fantezilerinde yer almış. Mars’ta yaşam aramak veya Mars’ı kolonileştirme imkânı ya da tam tersine, Mars’ın dünyaya olası saldırıları, gökbilimcilere, film yapımcılarına ve hikâye anlatıcılarına her zaman ilham vermiş. Gökyüzü gözlemcileri arasında öncü İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli (1835-1910), teleskopunu azimle Mars’ı gözlemlemeye  göre ayarlar, ve nihayetinde Mars’ın denizlerini, kara parçalarını, dağlarını ve nehir yataklarını gösteren ilk yüzey haritasını çizmeyi başarır.         Astronomide çığır açan söylemi de…

Read MoreMars’a Yolculuk

Peri Masallarından Sanal Mağaralara İnsanın Yolculuğu

Tanınmış Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in (1805-1875) peri masallarının canlandırıldığı yerlere yolculuk yapmak, Kopenhag’daki Tivoli bahçelerinde en sevdiğim eğlence olmuştu. Masalların içinden geçerken canlandırılan kahramanların arasına karışıp, göz kamaştıran dekor, renkler, ışıklar, ses ve müziğin etkisi altında âdeta masalın bir parçasıymış gibi hissetmek yolculuğa çok farklı bir eğlence katıyordu. O sırada arka planda işitilen bir ses, masalın ana fikrini kulağa aşina gelen bir kaç cümleyle anlatmaya koyuluyordu. Yaratıcı hayal gücünü harekete geçiren, fanteziyi ve gerçekliği anlamlı bir birlik halinde sunan bu gizemli ortam her yaştan insanı cezbediyordu.…

Read MorePeri Masallarından Sanal Mağaralara İnsanın Yolculuğu

Karacaoğlan’dan Terazili Şiir

  Sultan Süleyman’a kalmayan dünya Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün Nice bin senedir çürüyen canlar Hakk’ın emri ile dirilir bir gün Ne güzel yapıldı cennet yapısı Çok aradım görünmedi kapısı Benim korktucağım sırat köprüsü Cehennem üstüne kurulur bir gün Karşıki dağlar da karlı dağ olsa Çevre yanı mor sümbüllü bağ olsa Ağa olsa, paşa olsa, bey olsa Yakasız gömleğe sarılır bir gün Bu dünyada adem oğluyum dersin Helâli haramı durmayıp yersin Yeme el malını er geç verirsin İğneden ipliğe sorulur bir gün Gökte yıldızların önü terazi…

Read MoreKaracaoğlan’dan Terazili Şiir

Dante’nin 700 Yıllık İlahi Komedya’sından Çarpıcı Sahneler

İtalya, bu sene (2021) Dante Alighieri ‘ nin (1265 Florence-1321 Ravenna) ölümünün 700. yıl dönümünü okullarda, müzelerde, tiyatrolarda İlahi Komedya’dan bölümler okuyarak  kutluyor. Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilen İlahi Komedya‘yı 35 yaşında yazan Büyük Şair – Sommo Poeta bu ölümsüz eserde, dünyadan göç eden ruhların öbür dünyaya yaptığı yolculuğu anlatır. Kitabı tam yazmaya başladığı dönemde, doğduğu şehir olan Floransa’dan politik sebeplerle sürgüne gönderildiği Ravenna’ya doğru yola çıkar ve kalan yaşamını orada sürdürür. Bu yolculukta sırayla Inferno, Purgatorio, Paradiso – Cehennem, Araf ve Cennet’tin katlarında seyrederken …

Read MoreDante’nin 700 Yıllık İlahi Komedya’sından Çarpıcı Sahneler

Göze Yansıyan Işık ve İris’in Anlamları

İnsanın gözünü alan güzellik hakkında tanınmış Fransız yazar Victor Hugo (1802-1885) der ki : Güzelliği sevmek ışığı görmektir. Victor Hugo’dan yaklaşık bir asır sonra, 1961’de uzaya giden ilk insan olan Yuri Gagarin (1934-1968), bulunduğu uzay üssünden kozmik evrene bakarken duyduğu huşûyu  şöyle ifade eder : Işınlar dünyanın atmosferinde parlıyordu, ufuk parlak turuncu oldu, yavaş yavaş gökkuşağının tüm renklerine geçti: açık maviden koyu maviye, menekşeye ve sonra siyaha.  Tarifi mümkün olmayan fevkalâde bir renk gamı ! Tıpkı ressam Nicholas Roerich’in  tabloları gibi. Gökkuşağına yansıyan renk gamının güzelliğine hayran…

Read MoreGöze Yansıyan Işık ve İris’in Anlamları

Küçük İyilikler Peşinde

  İyilik yapmak, hepimizin bildiği gibi evrenseldir, insan olmanın kalbindedir. Buna rağmen bir arkadaşımızın derdine kulak vermek, parkta bahçıvanı selamlamak, bir astımıza kahve ikram etmek ya da “ nasılsa var ”  dediğimiz bir aile üyesinin ihtiyaçlarını dikkate almak gibi küçük iyilikleri bile bazen yapmakta zorlanırız. Nedeni ise basit – doğal olarak egomuzda yaşadığımız için, öncelikle profesyonel, sosyal ve ailevi bağlamlarda kendi zevk ve başarı ihtiyaçlarımızı tatmin etmekle meşgulüzdür. Kendimizi evrenin merkezinde görmeye programlandığımız için ve zamanın %99’unda egonun bitmek tükenmek bilmeyen talepleriyle kısıtlanmışken, özverili eylemlerde bulunmak çaba…

Read MoreKüçük İyilikler Peşinde

Vahşi Ormandan Geçen Yol

  Hakikat öyle karartılmış ki aşkla peşine düşmezsek onu hiç tanıyamayacağız !  —Blaise Pascal Walter Lippmann (1889-1974), bundan elli yıl önce Kamuoyu  adlı kitabında, dış etkilere, bilgi manipülasyonlarına karşı giderek yatkınlaşan, kandırılmaya ve kendini kandırmaya eğilimli toplumlar oluştuğunu yazar : Çevremizle etkileşimler, medya, sosyal ve profesyonel ağlarımız büyük ölçüde tercih ve seçimlerimizi tanımlarken, bir yandan dikkatimizi çeler bir yandan da bilinçli veya bilinçdışı olarak değerlerimizi ve önceliklerimizi değişime uğratır. Toplumsal boyutta politik, sosyal ve maddi amaçlara hizmet edecek şekilde bir “kamuoyu” nun yaratıldığına, ortak çıkarları olan bir…

Read MoreVahşi Ormandan Geçen Yol

Dağ Köyü

  Ben bir gün bu dağ köyünde, Görülecek en güzel şeyleri gördüm. Vâdiden geçen demiryolu, Pırıl pırıl parlıyordu, Irmak kıyısında bir istasyon, Marşandizi ağırlıyordu. Ben bir gün bu dağ köyünde Duyulacak en güzel sesi duydum, Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden, Meşelerin, köknarların, pınarların Gizli sazlarından haber verdi, Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden. Ben bir gün bu dağ köyünde Bakılacak en güzel şeye baktım. Dağ havasında, geniş yapraklı ümitlerin üzerine Yattım, gökyüzünün altına Hiçbir çağda bu kadar mavi olmamıştı. Baktım da vuruldum maviliğine. Ben bir gün bu dağ köyünde Sevilecek en…

Read MoreDağ Köyü

Yunus Emre’nin Hacı Bektaş Veli’ye Ziyareti

  Ben yürürüm yâne yâne … Kıtlık yılları, Anadolu’nun bozkırı küsmüş, susuzluktan yarılmış da bir mahsül vermiyor…Fukara Yunus köyünü düşünüyor, ne yapsa ne etse de dullara, yetimlere bir avuç buğday, biraz bulgur bulsa … O vakitler, Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya yerleşmiş, kerâmetlerini işitenler, dört bucaktan ziyaretine gidenler olurmuş. Yunus’un da kulağına çalınmışlığı var; Suluca Karahöyük’de bir büyük zat varmış, cömertmiş, asilmiş, kurda, kuşa iyilik edermiş. Bu ümitle yola çıkan Yunus, kağnısına biner, heybesine çoban armağanı, çam sakızı, biraz alıç doldurur ve Hacı Bektaş katına doğru yola çıkar.…

Read MoreYunus Emre’nin Hacı Bektaş Veli’ye Ziyareti