Hayattaki küçük mutluluklar bazen arka bahçede bulunur. Tıpkı ekilen bir tohumun umudu yeşertmesi gibi, doğada yapılan bir yürüyüşün sıradan ruh halimize bir huşu hissi katması ya da baharın ilk gül goncasını gördüğümüzde duyduğumuz sevinç gibi içimizi sarıveren küçük mutluluklar aslında hayatımıza ne kadar etki eder. Marin biyoloğu ve çevreci akımın ilk öncülerinden olan Rachel Carson’ın (1907-1964), doğanın yatıştırıcı niteliğinin insan ruhuna dokunuşu hakkında der ki: “ Doğanın tekrarlanan nakaratlarında daimi bir şifa vardır -geceden sonra şafağın ve kıştan sonra baharın geldiğinin güvencesi vardır. ” Ünlü nörolog ve birçok kitabın yazarı olan Oliver Sacks, “Doğa, içimizde var olan …
Kategori: Bilim
Adını Romalıların Savaş Tanrısı’ndan alan esrarengiz kırmızı gezegen Mars, antik çağlardan beri dünyada yaşayan insanların dünya dışında yaşam fantezilerinde yer almış. Mars’ta yaşam aramak veya Mars’ı kolonileştirme imkânı ya da tam tersine, Mars’ın dünyaya olası saldırıları, gökbilimcilere, film yapımcılarına ve hikaye anlatıcılarına her zaman ilham vermiş. Gökyüzü gözlemcileri arasında öncü İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli (1835-1910), teleskopunu azimle Mars’ı gözlemlemeye göre ayarlar, ve nihayetinde Mars’ın denizlerini, kara parçalarını, dağlarını ve nehir yataklarını gösteren ilk yüzey haritasını çizmeyi başarır. Astronomide çığır açan söylemi de ömür boyu süren gözlemlerine dayanmaktaydı : Mars’ın yüzeyinde varlığı doğa yapısı olmayan, “canali” …
Tanınmış Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in (1805-1875) peri masallarının canlandırıldığı yerlere yolculuk yapmak Kopenhag’daki Tivoli bahçelerinde en sevdiğim eğlence olmuştu. Masalların içinden geçerken canlandırılan kahramanların arasına karışıp, göz kamaştıran dekor, renkler, ışıklar, ses ve müziğin etkisi altında âdeta masalın bir parçasıymış gibi hissetmek yolculuğa çok farklı bir eğlence katıyordu. O sırada arka planda işitilen bir ses masalın ana fikrini kulağa aşina gelen bir kaç cümleyle anlatmaya koyuluyordu. Yaratıcı hayal gücünü harekete geçiren, fanteziyi ve gerçekliği anlamlı bir birlik halinde sunan bu gizemli ortam her yaştan insanı cezbediyordu. Masal anlatıcısının yaratıcı ruh halini, fantezi ile gerçeğin nasıl iç içe geçtiğini böyle …
İnsanın gözünü alan güzellik hakkında tanınmış Fransız yazar Victor Hugo (1802-1885) der ki : Güzelliği sevmek ışığı görmektir. Victor Hugo’dan yaklaşık bir asır sonra, 1961’de uzaya giden ilk insan olan Yuri Gagarin (1934-1968), bulunduğu uzay üssünden kozmik evrene bakarken duyduğu huşûyu şöyle ifade eder : Işınlar dünyanın atmosferinde parlıyordu, ufuk parlak turuncu oldu, yavaş yavaş gökkuşağının tüm renklerine geçti: açık maviden koyu maviye, menekşeye ve sonra siyaha. Tarifi mümkün olmayan fevkalâde bir renk gamı ! Tıpkı ressam Nicholas Roerich’in (1874-1947) tabloları gibi. Gökkuşağına yansıyan renk gamının güzelliğine hayran olan antik çağ Yunanlıları, İris’i gökkuşağı tanrıçası olarak kabul ederler. Gökkuşağının, dünyayı …
Ruhun elle çalışmadığı yerde sanat yoktur. Usta sanatçı ve bilim adamı Leonardo da Vinci (1452-1519), insan vücudu ile ruhun gerçeğini ve insanın evrendeki yerini bilmeye adadığı hayatında yaptığı eserlerin hepsi birer baş yapıt olarak kabul görür. Anatomi, botanik, matematik, mühendislik ve fizik alanlarında sahip olduğu derin bilgi birikimini eserlerine yansıtmış, matematiği ve ışığı ustaca kullanarak resimlerini adeta canlandırmıştı. Yaptığı onlarca çizim ile gözlem ve deneylerine dayanan bilimsel bulguları bine yakın yaprakta ve not defterlerlerinde korunarak günümüze gelir. İçlerinden bazıları, ölümünün 500. yılı anısına 2019 yılında Paris’teki Louvre Müzesi ’nde sergilenir. Her zaman yanında bir not defteri taşır, yaptığı …
Tellerin uğultusunda geometri, gezegenlerin aralıklarında da müzik vardır. Bilge, filozof ve bilim adamı Pisagor (yaklaşık MÖ 570), Yunanistan’ın Samos adasında doğar. En bilinen temel matematik teorisi a2 + b2 = c2 ile tabiatta, mimaride, müzikteki bir çok oranı açıklar. Müzik ile matematik arasında gizemli bir bağlantı olduğunu öne sürerek gezegenlerin matematiksel denklemlere göre hareket ettiklerini ve hareketlerinden yayılan rezonansın, müziksel notalarda karşılığı olduğunu belirtir. Bunu evrenin müziği anlamına gelen musica universalis olarak tanımlar. Sayıların, tüm varlıklarda bulunan temel unsurlar olduğuna ve bir bütün olarak evrenin, ahenkli frekanslar ve sayılardan oluştuğuna inanır. Pisagor ayrıca, Dünya’daki yaşamın, insan kulağı tarafından algılanamayan ilahi ses frekanslarının …
Beyin “ya hep ya hiç” prensibiyle işlemez. “Bizler rutin alışkanlıkları olan varlıklarız özellikle de içinden geçtiğimiz bu dönemde. Bu normaldir, zira beynimiz sürprizi sevse de, aşırı ısınmasını önlemek için rutine ihtiyaç duyar ” der tanınmış Fransız sinirbilimci Valentin Wyart. Planlamanın zor olduğu, beklenmedik olaylarla dolu bir yılı geçirirken, rutinler kendimizi yapılandırmamıza, yaşam kalitesini onarmamıza imkân verir. Kişinin günlük hayatına yerleştirdiği bu rutinler, en azından kısa vade plan yapmayı mümkün kılar. Örneğin gelecek hafta sonu ne yapacağını, cumartesi sabahını spora ayırdığını, pazar günü pazara gideceğini bilmeyi sağlayan rutinler güven verici, yapılandırıcı ve zaman kazandırıcı alışkanlıklar olur… Bir rutini benimsediğimizde, ilgili …
“Bilgili olmak ne kadar kolay, oysa hakiki insan olmak ne kadar da zor.” Yirminci yüzyılın dikkate değer müzisyeni ve düşünürü Ostad Elahi (1895-1974), yargıçlık görevinin yanı sıra, hayatının önemli bir bölümünü, müziğe ve dinlerin temel ilkelerini içeren kutsal metinleri incelemeye ayırır. 21 yaşına kadar, soyundan gelen geleneksel mistik geleneğe bağlı kalarak münzevi yaşadıktan sonra hukuk eğitimini tamamlar ve emekliliğine kadar, yargıçlık ve temyiz mahkemesi başkanlığı görevlerine devam eder. Küçük yaşta çalmaya başladığı tanbur ile on yaşına vardığında kendisine “Usta” ünvanı atfedilir. Hayatının sonuna kadar müziğe verdiği kıymet ve zaman hiç eksilmeden devam eder. Düşüncesinin temel ilkeleri : asıl benliğimiz olan …
Kahkaha, iki insan arasındaki en yakın mesafedir. –Victor Hugo Kahkaha sesinin evrensel olduğunu belirtir dilbilimciler ve psikologlar. Gülme içgüdüsü ile yaratılan insanı “ Neler güldürür ? ” sorusunu antik Yunan çağından beri araştıran filozoflar ise, insanın kendi eski hâllerine güldüğünü ve diğerlerinin başına gelen terslikler, beklenmedik durumlar karşısında duyduğu bir çeşit üstünlük hissinin onu güldürdüğünü anlatırlar. Plato’dan 2500 yıl sonra Nietzsche (1844-1900), kahkahanın, sadece insanların hissettiği varoluşsal yalnızlığa ve ölüm hissine bir tepki olduğunu öne sürer. Neşe ve mizah ile tetiklendiği zaman “ Gülmek sağlığa iyi gelir, kan dolaşımını düzenler, mutluluk hormonlarının salgılanmasına yol açar, ” teorisi Sigmund Freud (1856-1939) …
Bilim ve din, her ikisi de evrenseldir ve yüzeyde görünenin altında kalan asıl doğaları gereği birbirine çok benzer özellikleri bulunur. Bilim, evrenin işleyen düzenini ve insanın everendeki yerini anlamaya odaklanmışken din, evrenin ve insanın varoluş nedenini anlamaya çalışır. …















Social Profiles