Kategori Felsefe

İç rehberimiz ve Nefsimiz Arasında Duyduklarımız

İlahi ruhumuz, nefsin çıkardığı karanlık dumana gömülürse, ruhumuz içinde bulunan ilahi ışığı (kıvılcımı) yansıtmayı durduracaktır.   Karar vermek üzereyken kendinizi iki karşıt fikir arasında sıkışmış buldunuz mu? Örneğin, işinizi zamanında bitirmeyi planlarken son anda sevdiğiniz bir televizyon programını izlemek için fikrinizi değiştirip, işi daha sonra da bitirilebileceğinizi ve bunun dünyanın sonu olmadığını kendinize söylemiş olabilirsiniz. Ya da genelde insanların arkasından konuşmayı sevmeseniz de size göre iyi davranmayan bir meslektaşınız aleyhinde konuşma isteği doğmuş olabilir içinizde. Dahası topluma yararlı bir hizmet gerektiğinde, yardım etmek imkânı elinizin…

İnsanın Aşk Halleri

İnsan aşkı arar. İnsan olmanın en temel hâllerinden biri aşık olmak. Ama ne tür bir aşk bu? O kadar çok çeşidi var ki. Ferzan Özpetek şöyle tanımlar aşkı: Aşk, herkesi birbirine bağlayan bir ip!… Kendimi çaresiz hissettiğim anlarda aşkı düşünürüm ben. Çünkü bizi kurtaran, herşeyi değiştiren, olanaksızı olanaklı, çirkini güzel, kabul edilemez olanı kabul edilebilir kılan aşk! Herşey onun vasıtasıyla yürüyor. Hayattaki en önemli şey aşk. Aşk dediğin, dostuna duyduğun aşk, toprağa duyduğun aşk, işine duyduğun aşk…aşk dünyayı döndüren duygu. Bizi kurtaracak tek şey de aşk!…

Yaşam ve Ölüm Arasında Cesaret ve Sevgi Dolu Bir Hikâye

Sevgi gerçekten sahip olabileceğimiz, kendimizde tutabileceğimiz ve yola çıktığımızda yanımıza alabileceğimiz tek şeydir.  Yaşamlarının sonuna yaklaşan hastalarla yaptığı öncü çalışmalarıyla tanınmış doktor Elizabeth Kübler-Ross (1926-2004). Bu kişilerle, yaşam ve ölüm hakkındaki duyguları ve yaşamış oldukları hayatlarını nasıl değerlendirdikleri hakkında mülâkatlar yapar.  Hastalar oybirliğiyle, baskın olan duygularını “sevgiye duydukları özlem” olarak nitelendirir ve sevgiyi, ölüm korkusuna karşı ihtiyaç duyulan bir kalkan olarak gördüklerini ifade ederler. Yaşam yolunun sonunda hissettikleri iç huzuru ve memnuniyet derecesinin ise yaşamları boyunca, ne kadar sevgi ekip biçtiklerine bağlı olarak, azaldığı ya…

Rönesans’ın Bilge Dâhisi Leonardo da Vinci’nin 500. Yıldönümü Sergisi

    “Ruhun elle beraber çalışmadığı yerde sanat olmaz.” Rönesans döneminin dâhi bilgesi (1452-1519), anatomiden optik ve fiziğe kadar uzanan derin bilgiye sahip sanatkâr, mühendis, matematikçi, bilim insanı, Leonardo da Vinci’nin 500. ölüm yıldönümü, Louvre Müzesinde muhteşem bir sergi ile kutlanır (2020). Cesur ve üstün yaratıcılığı, tükenmeyen ilhamı ve araştırmalarına dayanan derin bilgisi ile yaşadığı zamanın çok ilerisindeki dâhice buluşlarını, bu sergide yer alan eserlerinde ve not defterlerinde görmek mümkün. Kendi eserleri hakkında şu yorumu yapar : Hiçbirisi zaten kesin biçimde tamamlanmadılar, çünkü mükemmelle ulaşmaktan…

Sanatçı ile Sanatı Arasındaki İlişki

Sefiller, Notre Dame’ın Kamburu gibi eserleri ile ölümsüzleşen Victor Hugo (1802-1885), hayatının amacı olmuş çalışmaları hakkında şöyle der: Yarım yüzyıldır düşüncelerimi yazı, şiir, tarih, drama, romantizm, gelenek, hiciv, övgü ve şarkılarla yazıyorum… ama içimde saklı olanın binde birini dahi söylemediğimi hissediyorum… Yazar, insanın içinde sıkışıp kalmış bir dünyadır. Auguste Rodin (1840-1917), Hugo’nun bu sözünden aldığı ilhamla yaptığı büstte, bu anlamı ustalıkla ifade eder. Yazmak, müzik bestelemek, heykel veya resim yapmak, dans etmek, hangi sanat dalı olursa olsun, insan neden sanat yapar ? Farklı sanatçıların, sanatlarıyla…

Süleyman Peygamber’in Şifalı Bitkileri

  Rumi, benzeri olmayan Mesnevi’sinde, Süleyman Peygamber’in mabedi ile ilgili bölümde anlatır : Davut Peygamber’e, oğlu Süleyman’ın bir mabet inşa edeceği, ilahi bir emir olarak tablete yazılmış ve önceden bildirilmiş. Takip eden yıllarda Süleyman Peygamber inşaata başlamış, Süleyman’ın Mabedi (Milattan ve İslamiyet’ten sonraki adıyla Mescid-i Aksa) olarak bilinen bu ibadet yeri, başka hiçbir yapıya benzemiyormuş, eşi benzeri yokmuş. Rumi der ki inşaatında kullanmak üzere yakındaki dağdan kırılan taşlar bir bir dile gelir, “Beni de götür!” diye seslenirlermiş. Bu mabedin kapıları da duvarları da yaşıyor aynı…

İlahi Komedya

  Arzum ve iradem zaten hepsi Tek bir hızda döndü tekerlek gibi  Tıpkı güneşi ve yıldızları döndüren aşk gibi. Dante Alighieri [1265 Floransa-1321 Ravenna]   Edebiyatın baş eserlerinden biri olarak kabul edilen İlahi Komedya, Dante’nin, öbür dünyaya yaptığı büyüleyici yolculuğunu anlatır. Üzerinden 700 yıl geçmesine rağmen ölümsüz kalmış bir öykü. Dante’nin, 35 yaşında politik sebeplerle sürgüne gönderildiği sırada yazmaya başladığı bu eser, bireysel bir yolculuktan daha fazlasını – insan olmaya ve ruhun ölümsüzlüğüne doğru uzanan ortak bir yolculuğu temsil ediyor. Yaşamın ve ölümün anlamını, bu…

Hakikat Sözleri

  Hakikat yolunda tüm dinler birdir, Allah’ın gözünde ırkların, renklerin, kadın ve erkeğin arasında fark yoktur.[1] Şimdiye kadar okuduklarım arasında farklı bir yeri olan Hakikat Sözleri, Dr. Bahram Elahi tarafından babası Ostad Elahi’nin sözlü öğretilerinden derlenmiş ve Türkçesi 2017’de yayınlanmış bir kitap. Tanınmış bir düşünür, yargıç ve müzisyen olan Ostad Elahi’nin (1895-1974)  ailesi ve arkadaşları ile bir araya geldiği zamanlarda, soru-cevap şeklinde geçen sohbetlerinden oluşan bir seçki. Konular, maneviyat, hakikat, kendini ve nefsi tanımanın yolları, kemâle giden yolda ruhsal olgunlaşmanın aşamaları gibi başlıklar etrafında gelişir. Toplumda insan gibi yaşamanın yollarını, iç veya dış kaynaklı güçlükler karşısında başvurabileceğimiz çareleri, ruhumuzun olgunluğa ermesini ve sonsuz mutluluğu mümkün kılacak koşulları pratik biçimde ve samimi bir dille anlatan bu kitap, bilgeliğin, günümüz insanına göre uyarlanmış el kitabı gibi. Ostad Elahi, hayatını Hakikat’i aramaya, öz bilgiye, kendini tanımaya ve insanlığa hizmete adamış. 25 yaşına kadar geleneksel maneviyat ve asetisizim uygulamaları ile aile evinde yaşar. Babasının ölümünden sonra, geleneksel maneviyatı bırakıp toplum hayatına katılmaya karar verir. Hukuk eğitimini tamamlar ve emekli oluncaya dek sürdürdüğü yargıçlık görevine ek olarak, maneviyata yenilikçi bir yaklaşımın temellerini da kurmaya başlar. Ostad Elahi’nin bu yenilikçi yaklaşımı, ailesinden gelen mistik geleneğin üzerinde kazandığı kişisel deneyimleri, gözlemleri ve araştırmalarının bütününe dayanmaktadır. Düşünce ve öğretisinin temel özellikleri, evrensel değerlere dayanıyor oluşu, pratik ve toplum içinde uygulanabilir olması, cinsiyeti veya dini ne olur olsun, her insanın gündelik hayatına uyumlu olmasıdır. Ostad Elahi, insanın Hakikat ile olan bağı hakkında şöyle der: “Hakikat”, insanın ne olduğunu, nereden geldiğini, buradaki görevinin ne olduğunu ve nereye gideceğini bilmesidir. Hakikat’e erişmek için, kendimizi bu bilginin peşinden gitmeye adamalı ve bilgiyi uygulamaya geçirerek anlamaya çalışmalıyız.[2] Hakikat’e giden yolda ön koşul insan olmaktır. Gerçek bir insan, tabiatı gereği her zaman yaşantısında iyi bir iz bırakmaya çalışır ve bunu, toplumun yararına olan ve takdir edilen işler yaparak sağlar. Başka bir ifadeyle beşer, insan […]

Çalgıcının Hikâyesi

Duydun mu bilmem Ömer’in zamanında çenk çalan varlıklı bir çalgıcı vardı. Bülbül onun sesini duydu mu kendinden geçerdi, güzelim sesini dinleyenlerin neşeleri birse yüz olurdu. Meclisleri, toplulukları onun soluğu, onun sesi bezerdi; sesinden, çalgısından kıyametler kopardı. Bir çalgıcıydı ki dünya onun yüzünden neşeyle dolmuştu; onun sesinden, eşi bulunmaz hayaller beliriyordu. Sesinden gönül kuşu uçardı; canın aklı şaşırır kalırdı. Zaman geçti, çalgıcı kocadı; doğana benzeyen canı acze düştü. Sırtı küpün sırtı gibi kamburlaştı; kaşları eğer kuskununa döndü. Güzelim, cana can katan sesi çirkinleşti; kimse o sese önem vermez oldu. Zühre’nin[1] bile kıskandığı o ses, bir kart eşeğin sesine döndü. Zaten hangi hoş vardır ki kötü olmasın; yahut hangi tavan vardır ki yıkılıp yerlere serilmesin? Çalgıcı iyiden iyiye kocayınca, kazancı kalmadı; bir parçacık yufkaya muhtaç oldu. Yarabbi dedi, uzun bir ömür, tükenmez bir fırsat verdin; bir saman çöpü değerindeydim; lütuflar ettin bana. Yetmiş yıldır suç işledim; bir gün bile rızkımı kesmedin. Kazancım yok, bugün sana konuğum; artık seninim; senin için çeng çalacağım. Çengini aldı, Tanrı’yı aramaya koyuldu; ah ederek Yesrib mezarlığına yöneldi. Tanrı’dan kiriş[2] isteyeceğim çünkü O, özü doğru olanları kabul eder, kerem buyurur dedi. Bir hayli çeng çaldı, ağladı; sonra da çengini yastık yaptı, bir mezarın başında, başını çengine koyup yattı.              Uyku onu kendisinden aldı, can kuşu hapsinden kurtuldu; çalgıyı da çalgıcıyı da bıraktı, uçtu gitti. Bedenden, dünya zahmetinden azad oldu; keyfiyete sığmaz bir dünyaya, can ovasına vardı. Canı orada, ah diyordu, beni burada bıraksalar, burada yer yurt verseler bana. Canım bu bağda, bu bahçede, bu bahar çağında ne de hoş bir hale gelirdi;                                                                          Bu ovada, bu görünmez âlemin […]