Başkalarına hakim olmak iktidar, kendine hakim olmak ise gerçek irade gücüdür. – Lao Tzu Evrenin yaradılışı sırasında sorulmuş yaratılanlara “ irade verelim mi…” diye. Hiç birisi üstlenmemiş. İnsan yaratıldığında ise irade ona bahşedilmiş. Böylece dağların taşların kaldıramadığı ağır yük, yaratılanların en yücesi olan insanın omuzlarına konmuş. Gün olur bir omzumuzda baştan çıkaran ses ile diğerinde aksini söylen ses arasında kalırız. Mesela bir şeyi çok arzular ama geri durmayı deneriz. Ya da zararı olacağını bildiğimiz bir şeyi yine de yaparız. Sakin sakin konuşurken birden öfkeye yenilir veya konuşmamızı gerektiren bir durumda geri çekiliriz. Böyle anlarda seçimimizi …
Kategori: Psikoloji
“ Hep daha yükseğe erişmek insanın doğasında vardır ve insan hayatı, onun en yüksek amaçları ve özlemleri hesaba katılmadıkça anlaşılamaz ” der Ameriaklı psikolog Abraham Maslow (1908-1970) . Hiyerarşik ihtiyaçlar üçgeniyle tanınan Maslow’a göre, bu üçgenin zirvesinde “ insan doğasının en yüce tarafları bulunur; burada insan, asıl Mutlak Varlığının aşkın hâllerini yaşar. ” İnsan doğasını tam ve gerçekçi olarak anlayabilmek için, onun temel güvenlik ve aidiyet ihtiyaçları kadar olgunlaşma ve aşkınlık ihtiyaçlarını da dikkate almalıyız der. Bu aşkınlığın ilk adımı, nefsin devamlı bastıran arzu ve heveslerini zaman zaman da olsa bir kenara koyup egonun kısıtlayıcı çemberinden çıkabilmeyi içerir. Egoyla …
Rüyanın gerçekle bağlantısı ve rüya aracılığıyla insan benliğinin bilinmeyen kısımlarına erişebilmek hakkında “ Rüyasız bir dünya ışın geçirmez ve ağır olur, ” diye yazmış günlüğüne Anaïs Nin (1903-1977). Sigmund Freud (1856-1939) rüyaları, ilkel benliğimizin uygar benliğimizle buluştuğu ve tüm anıların toplandığı “ bilinçaltı faaliyetlerimizin bilgisine giden kraliyet yolu ” olarak tanımlar. Bilinçaltı, kişinin kendini bütünüyle tanıması için harika bir rehberdir. Carl Jung (1875-1961) için bilinçaltı paha biçilmez bir kaynaktır: Rüyalar aracılığıyla iletişim kuran bilinçaltı, kişinin varlığının en az yarısıdır. Başka hiçbir kaynaktan elde edilemeyecek tavsiyeler ve rehberlik sunar. Bu nedenle, ister psikoanalist ister rüyayı görenin kendisi tarafından, rüyaların yorumlanması tamamen …
Dünyada en çok satan kitabında John Gray, kendilerini yeryüzünde bulan Marslılarla Venüslülerin ortak yaşamlarını anlatır. Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten adlı hikâye, uzun zamanlar önce bir gün, Marslıların teleskoplarından bakarak Venüslüleri keşfetmesiyle başlar. Venüslüleri ilk kez gören Marslıların içinde hiç tanımadıkları hisler uyanır. Bu hâl üzerine hızlıca uzay yolculuğunu icat ederler ve Venüs’e uçarlar. Venüslüler, Marslıları kollarını açarak karşıladılar. Bu günün geleceğini aslında sezgisel olarak biliyorlardı. Marslılar ve Venüslüler arasındaki aşk büyüleyiciydi. Birlikte olmaktan, birbirlerini öğrenmekten ve keşfetmekten keyif alarak birbirlerinin ihtiyaçlarını, tercihlerini ve davranış kalıplarını keşfettiler. Yıllarca sevgi ve uyum içinde birlikte yaşadılar. Ancak günlerden bir gün Dünya’ya uçmaya karar …
Psikolojinin mutluluk hakkında buldukları ile Mevlânâ’nın kalbi hoş tutmak için yazdıkları Nasıl mutlu olunur? Nerede daha mutluyuz? Kiminle mutluyuz? Ne zaman mutlu hissederiz? Ölene kadar mutlu olmak için can atarız. Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman içinde mutluluk ölçümleri, tahminleri yaparız. Kimi zaman olur mutluluk hâlimize dair genel bir sonuca varırız : biraz mutlu, bazen mutlu, az çok mutlu – fena değil, geçmişte daha mutlu, şimdi mutlu ya da gelecekte daha mutlu olmayı uman hâllere daldığımız olur… Mutlu olduğumuz zamanları hatırlar ya da olası bir gelecek mutluluğu hayal ederiz. Çoğu zaman sahip olunanlar, istek ve beklentilerin altında kalsa da mutluluğu sahip …
Kökü Latinceden gelen tolerans kelimesi, bir şeye tahammül etmek, hoş görmek veya eski Türkçede müsamaha etmek anlamında kullanılmakta. Diğer kişiye saygı duymak, varlığını kabul etmek ve onu dikkate almayı içerdiği için bir erdem olarak tanımlanır. Toplumsal anlamda tolerans, “Yobazlıktan uzak, farklı din, ırk, adet ve fikirleri serbest bırakan, toplumun işlemesini sağlayan pragmatik bir formüldür,” der etik filozofu Hans Oberdiek (1937-). Günümüz toplumunda farklı olanın varoluşunu sağlayan, önyargıya karşı panzehir işlevini gören bir formül. Yüz yıl önce Einstein’in öngördüğü gibi : Kanunlar tek başına ifade özgürlüğünü güvence altına alamaz; herkesin görüşlerini cezasız bir şekilde sunabilmesi için toplumda bir hoşgörü ruhu olmalıdır. …
Üniversite yıllarında sevgili hocalarımdan birisi insan tabiatını anlatırken “Mülkiyet, kanunun onda dokuzudur” derdi. Yıllar sonra, sahip olma dürtüsü ve kıskançlık hakkında Kıskançlığın Üstesinden Gelmek adlı sıra dışı bir kitapla karşılaştım. Bu kitap, gizlide kalan kıskançlık duygusunu aydınlatan, onu hem anlaşılır hem de elle tutulur kılan, bu konuda okuduğum en iyi kitap oldu. Kendimize atfetmek istemediğimiz kıskanma hissi, beraberinde utanç, sıkıntı, dertlenme gibi duyguları da alevlendirdiğinden hepsinden topluca kaçınmak için bahsetmemeyi tercih ettiğimiz bir duygudur. Yine de çoğumuz bunu kendimizde, yaşamın farsklı alanlarında, profesyonel veya sosyal ortamlarda, ailevi ortamlarda veya bize yakın insanlar arasında deneyimleriz. Kıskançlık Tanımı Aşk kıskançlığı meselesini ayrı …
Yazar Annie Dillard, “Günlerimizi nasıl geçirdiğimiz, elbette hayatımızı nasıl geçirdiğimizdir” der. Zaman konusunda titiz olan Goethe için her saniyenin sonsuz değeri vardır. Seneca’ya göre ise her gün yaptığımız şeyler hayatımızın anlamını şekillendirir. Zamanın göreceli olan uzunluğu kısalığı onu neyle nasıl geçirdiğimize göre belirlenir. “Hayat, iyi yaşanırsa yeterince uzundur” der. Çoğumuz zamanın kıymetini bilerek hedeflerimize ulaşmak için onu optimum şekilde yönetmeye çalışırız ama yine de hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarız. Örneğin, her şeye yetecek kadar bol zamanımız varmış gibi günlerimizi geçirdiğimiz olur. Hatta kendimizi, sonumuzun gelmeyeceğine, sanki sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi inandırdığımız da olur. Mesela ölümü yok varsayıp ona başkaldıran bir …
New York’ta NYU Langone Tıp Merkezi’nde dünyanın ilk kritik bakım ve resüsitasyon (hayata döndürme) araştırma laboratuvarının yönetici doktoru ve kardiyopulmoner Sam Parnia, “Öldüğünüzde aslında ölü olduğunuzu bilirsiniz çünkü bilinciniz var olmaya devam eder…” diyor. AWARE araştırması ile tanınan laboratuvarı, Ölüme Yakın Deneyimi (NDE) olan, yani klinik anlamda kalbi durarak ölmüş olan, sonrasında resüsitasyonla hayata döndürülen yüzlerce insan üzerinde çalışıyor. Gerçekleşen ölüm ile hayata geri dönüş arasındaki zaman aşımı, durumdan duruma farklılık göstererek birkaç saniyeden 20 dakikanın üzerine kadar sürebildiği belirtilmekte. Tıp dünyasında “Öldüğümüzde ne olur?” sorusunun öncü araştırmacılarından Dr. Raymond Moody, ölüp dirilen insanların ölümden sonraki yaşama dair anlatımlarını 1975 …
“ Burada ne yapıyoruz, nereden geldik, nereye gideceğiz? ” Bu bildik sorular, insan var olduğundan beri hayata anlam biçmek için sorulagelmiş. Bazıları için yaşamın amacı öncelikle yiyecek ve barınak edinmek iken, bazıları anlamı başarılı bir iş tutmak ya da mesut ev bark sahibi olmakta arar. Kimi zaman da hayatın önceliği zevke zevk katarak günü gün etmek, gamsız gezinmek, biraz da boş verip zevkleri tatmin etmek olur (mesela söz verdiğim bir işi yapacak iken arkadaşlarla buluşma hevesine kapılıp gitmem, ihtiyaç duymadığım halde bir eşya daha satın almam, sevdiğim çikolatayı almak için harcayacağım zamanı boşverip şehri boydan boya kat edişim…) ya …















Social Profiles