İki Denizin Kavuştuğu Yerde Geçenlerin Masalı

Anlatılan masallardan gerçek dünya yaratılır. –Alberto Manguel Hikâye iki denizin kavuştuğu yerde Hz. Musa ile onun gizemli yoldaşı Hızır peygamberin buluşmasıyla başlar. Hızır’ın bastığı yer yeşerdiği için bu adla anılır, yolcuların koruyucu velisidir, âb-ı hayat suyundan içmiş bir ölümsüzdür ve her zaman dünya üzerinde yaşadığına inanılan ilahi kişiliktir. Tanrı kendi bilgisinden ona vermiştir. Musa, Hızır’ın geçtiği yerlerden yanısıra gitmeyi ve ilahi bilgiden kendisine de öğretmesini ister. Hızır, “Buna dayanamazsın” diye cevaplar. Musa ısrar edince, Hızır bir koşulla kabul eder: “Ben sana açıklamadıkça göreceğin şeylere itiraz etme” diyerek söz alır Musa’dan. Yola düşerler. Bir gemiye binerler; gemi sahibi onlardan para pul

Devamını okuyun

Mevlânâ’nın Birlik Dükkanı

“ Bu dükkan bir mahşer; burada neler yok. Aşıklar, aşka can verenler, savaşlar, yenenler, yenilenler; kuşdilini bilenler, masallar, neşeler, yaslar, düğünler… Bu dükkanın alıcısı, satıcısının kendisi.” Mevlânâ Celaleddin Rumi’nin bize bıraktığı bir hazine Mesnevi.  Birlik Dükkanı olarak betimlediği eserin girişinde şöyle yazar: Her varlık, o dükkânda yoğrulup yapılmakta, orada sergilenmekte, satılmakta; orada yıpranıp gene potaya girmekte, yenilenmekte. Sebepler sonuçları meydana getirmekte; sonuçlar gene sebepler haline gelip başka sonuçlar belirtmekte. Bu dükkânın bir ucu, dükkânı yapan kudret elinde; öbür ucu sonsuzluğa dek gitmekte ve gene o kudret eliyle sonu ön olmakta; her an yaratılmakta. Bu dükkânın alıcısı, satıcısının kendisi. Bu dükkân

Devamını okuyun

Hafız’dan Bir Gazel

Kalk ey sâkî, ver mey kadehini, Yere ser günlerin gamını Avucuma koy da şarap kadehini Çıkarayım üstümden şu mavi hırkayı Kötü bir şöhrettir bu, akıllılara göre Ama biz istemiyoruz şöhreti, şanı Şarap ver, ne kadar sürecek bu kibir yeli Batsın, sonu kötü olan şu nefsin canı İnleyen gönlümün ahının dumanı Yaktı şu duygusuz ham insanları Karasevdalı gönlümün sırrına mahrem olacak Halktan da seçkinlerden de göremiyorum kimseyi Huzur veren bir sevgiliyle gönlüm hoş benim, O sevgili, bir anda alıp götürdü gönlümün rahatını Bir daha bakmaz, çimenlerin arasındaki serviye Kim görürse o gümüş endamlı serviyi Güçlüklere katlan gece, gündüz ey Hafız Sonunda

Devamını okuyun

Bir Uykusuzluk Gecesi

Yalnız geçen ömrün bir uykusuzluk gecesi, Çekmişken aynalar beni müthiş bir sorguya, Birdenbire kalbi titreten bir bülbül sesi, Dağ ardında doğan bir mehtap gibi vurdu suya. Mehtabın izinde gemiler geldi açıktan, Aşina sallanan mendillere koştum, yer yer Gür çimenler gibi fışkırıyor karanlıktan, Kökleri kurumuş sandığım o güzel günler. Cahit Sıtkı Tarancı

Devamını okuyun

Şaşırtan Karşılaşma

“Çok eskiden yaşadım bu anı ben” Dersiniz şaşkınlık içinde İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven Birden güneş vuran pencere Ve tam o sırada bir tren düdüğü İşte böyle gelmişti siz dünyada Değilken bir gün öğle üstü Bu renklerle bu sesler bir araya. Yaşamak anımsamak mıdır yoksa? Sanmam, biz de bir sestik belki Birileri için yıllar önceki Şaşırtıcı karşılaşmada. – Melih Cevdet Anday Ne kadar eskiyi hatırlayabilir insan? Unutulanlar nereye gider? Bazen bir kelime, bir ses, gözgöze gelinen bir anlık bakış, bir yer veya bir koku canlandırıverir unuttuğumuzu sandığımız bir anıyı. Zamanlar ve mekanlar bir olur geçer gözümüzün önünden. Kimi zaman

Devamını okuyun

Hacı Bektaş Veli’nin Mucize Hikayeleri

Kimse Hacı Bektaş Veli’nin kim olduğunu, nereden geldiğini bilmese de hikaye bu ya aynı anda birden çok yerde göründüğü; manevi bir görevle 1200lü yıllarda Anadolu’ya beyaz bir kuş suretinde geldiği anlatılır. Sıcak bir yaz günü Nevşehir’in Suluca Karahöyük köyünün kadınları pınar başında buğday yıkarken uzaktan gelen bir derviş gözlerine ilişir. İçlerinden birisi: Hey derviş, eğer ekmek istiyorsan Allah versin, bizim yabancılara verecek ekmeğimiz yok! der. Yabancı hiç ses etmeden gider az ilerideki salkım söğütün gölgesine girer. Kendisine söylenenden hiç gücenmemiş, sanki hiç duymamış gibi oturur. Kadınlardan biri olan Fatma Hatun’un içi rahat etmez, eve gider ve biraz yufka ekmeği, yağ

Devamını okuyun

Herşey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif… Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç… Sevdiklerin kadar iyisin Sevmediklerin kadar kötü… Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin… Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Herşeyi öğrendiğin kadar bilir Sevdiğin kadar sevilirsin… Can Yücel   

Devamını okuyun

Nasreddin Hoca’dan

Cuma Öldü Adamın biri ölünce oğlu Nasreddin Hoca’ya gitmiş ve sormuş: “Babam cuma günü öldü. Öbür tarafta nasıl karşılanır?” Hoca da sormuş: “Namaz kılar mıydı?” Oğlu “Hayır ama cuma günü öldü” demiş. Hoca “Hovardalığı var mıydı?” demiş. Oğlu “ Evet ama cuma günü öldü demiş.” Hoca “Hırsızlık yapar mıydı?” Oğlu “Evet ama Cuma günü öldü. ” Hoca bu sefer sinirlenmiş: “Cuma günü ellemezler ama cumartesi gerekeni yaparlar ! ” demiş.

Devamını okuyun

Padişahın Aynası

Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden aynanın sırrı hakkında bir hikâye Padişahın, gören gözlerin, onlarla aydın olması için ârif sufileri karşısına koyması Bunu işitmişsindir; hatırındadır; padişahların adetiydi. Sol yanlarında yiğitler dururlardı; çünkü kalp bedenin sol yanındadır. Defterdarlar, kalem erbabı sağ yanında dururlardı; çünkü yazı bilgisi sağ elle kazanılır; yazı sağ elle yazılır. Sufilereyse karşılarında yer verilirdi; çünkü onlar can aynasıdır; hatta aynadan da iyidir onlar. Gönül aynasında, hiç dokunulmamış şekiller belirsin diye gönüllerini Tanrı’yı anışla, Tanrı’yı düşünüşle cilâlamışlardır onlar. Yaradılış belinden güzel olarak doğan kişinin önüne ayna koymak gerek. Güzel yüz aynaya aşıktır; güzel, cana cilâdır; gönüllere temizlik verir. Devam eder “ayna”nın olgunluk yolundaki

Devamını okuyun

Hiçlik Makamı

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin? ” “Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: “Sen kimsin? ” “Mutassarıf” demiş adam kabara kabara. “Sonra ne olacaksın? ” diye sormuş Nasrettin Hoca. “Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam. “Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca. “Vezir” demiş adam. “Ya daha sonra ne olacaksın? ” “Bir ihtimal sadrazam olabilirim.” “Peki ondan sonra? ” Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.” “Daha ne kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında! ” Nasreddin Hoca

Devamını okuyun