
Ruhun elle çalışmadığı yerde sanat yoktur.
Usta sanatçı ve çok yönlü bilim adamı Leonardo da Vinci (1452-1519), ömrü boyunca şevkle sürdürdüğü araştırmaları ile anatomi hakkında çağının çok ötesinde bilgiye sahip olur. Anatomiden başka, botanik, matematik ve fizik bilgisi– özellikle optik ve ışıkla ilgili çizimleri – yaşadığı dönemden yıllar sonra anlaşılır ve bilimde yeni devir açar.
Her zaman yanında bir not defteri taşır, yaptığı keskin gözlemleri ustalıkla defterine çizer.
Suyun yüzündeki ufacık bir kıpırtıdan, kuşun kanat çırpmasına ve insan bedenindeki kaslara kadar, her şeyi şevkle ve kesintisiz bir dikkatle gözlemler ve der ki :
Anlamadığım şeylere cevaplar bulmak için kırlarda dolaşırım … İnsan bedeni, ruh ve diğer garip tabiat olayları hakkında merak ettiğim sorular hayatım boyunca düşüncelerimi meşgul eder durur…
Da Vinci, doğadaki basit de olsa herhangi bir fenomeni araştırmaya, gözlemlemeye ve üzerinde deney yapmaya değer bulur. Ancak ışık, onun için her zaman öncelikli olur :
Hakiki fenomenlerin arasında en büyüleyici olanı ışıktır.
Işığa bak ve güzelliğine hayran ol. Gözlerini kapat ve sonra tekrar bak: gördüklerin artık orada değil; ve daha sonra göreceğin şey de henüz değil.

Yaptığı çizimler ile gözlem ve deneylerine dayanan bilimsel bulguları, bine yakın yaprakta ve not defterlerlerinde korunarak günümüze kadar gelir. İçlerinden bazıları, ölümünün 500. yılı anısına 2019 yılında Paris’teki Louvre Müzesi ’nde sergilenir.
Çalışmalarındaki mükemmel ışık kullanımı, resimlerini adeta canlandırır ve onun eserlerini diğerlerinden ayırt eder. Üstün matematik bilgisini ve ışığın kurallarını, eserlerinde öyle kullanmış ki günümüzde dahi özel karbon ve kızıl ötesi reflektografi teknikleriyle resimlerinin katmanlarını çözmeyi amaçlayan araştırmalar sürdürülmekte.





Tuvalinden yayılan ışığın sırrı hakkında şöyle der :
Gözler, doğanın sonsuz çalışmasını tam olarak ve bolca takdir etmenin başlıca aracıdır.
Göz, insanlığın tüm sanatlarına öğüt verir… matematiğin tacıdır… mimariyi, perspektifi ve ilahi resim sanatını hep göz doğurmuştur. Resim yapmak, gözün on işlevinin tümünü, yani karanlık, ışık, vücut, renk, şekil, konum, uzaklık, yakınlık, hareket ve dinlenme yi içerir.

Gözün ferini, ışık olmadan işlemeyen bir duyu oluşunu ve ışığı nasıl yansıttığı gibi göze has mucizevi harikaları sıralarken, bir yandan ruha değinir ve gözün, bedene hapsolmuş ruhun penceresi olduğundan söz eder :
Gözün uğruna ruh, bedensel hapishanede kalmaya katlanır, çünkü göz olmaksızın böyle bir hapis işkencedir. Bu kadar küçük bir alanın, aslında tüm evrenin imajını barındırıp doğrulayabileceğine kim inanır ?
Gizemli gözleri ve ifadesi üzerinde tartışmaların hâlâ sürdüğü en tanınmış, en çok ziyaret edilen, hakkında en çok yazı yazılan, şarkısı bestelenenen ve en çok taklit edilen Mona Lisa tablosunda olduğu gibi… gözlerde engin bir evren saklı.

Duygu Bruce
8 Mayıs, 2021