
“ Hep daha yükseğe erişmek insanın doğasında vardır ve insan hayatı, onun en yüksek amaçları ve özlemleri hesaba katılmadıkça anlaşılamaz, ” der Ameriaklı psikolog Abraham Maslow (1908-1970).
İnsanın hiyerarşik ihtiyaçları üçgeniyle tanınan Maslow’a göre, bu üçgenin zirvesinde üstün ihtiyaçlar vardır. “ İnsan doğasının en yüce tarafları bulunur. Bu aşamadaki insan, asıl benliğinin yüce – aşkın hâlini deneyimler.”
İnsan doğasını tam ve gerçekçi olarak anlayabilmek için, onun temel güvenlik ve aidiyet ihtiyaçları kadar olgunlaşma ve aşkınlık ihtiyaçlarını da dikkate almalıyız der. Bu aşamadaki insanın ihtiyaçlarından örnekler verir : Hayata, uğruna yaşamaya değer bir anlam atfetmek, öz kaynaklarını iş ve özel yaşamında kullanabilmek, kendinden daha büyük bir şeyle birlik içinde hissetmek, Einstein’ın tarif ettiği kozmik his – diğer canlılar ve evrenle bir olmak hissi – ve zirve deneyimler ihtiyacı.

Kişinin, kendince oluşturduğu amacı, giderek hayatındaki anlam ve değerin merkezî kaynağı haline gelir der Maslow ve açıklar :
Kendini gerçekleştirmek demek, kişinin güçlerini, verimli ve keyif verici bir şekilde bir araya getirdiği, daha bütünsel, daha az bölünmüş bir yaşantı şekli demektir. Kişi daha yaratıcıdır. Egosunu daha çok aştığı bir atılım olarak tanımlayabiliriz. Alt düzeydeki ihtiyaçlarından artık daha bağımsız kalan kişi, varlığının özüne daha yakındır.
Kendini gerçekleştiren kişileri şöyle tarif eder :
Bu tür insanlar, istisnasız biçimde kendi benlik ve vücutlarının dışında bir sav veya sebebiyete dahil olmuşlardır. Kendileri için çok değerli olan bir şey üzerinde çalışıyorlardır; eski tabiriyle bir iş tutmuşlardır, ya da bir mesleğe veya seçtikleri bir meşguliyete adanmışlardır. Sanki kaderin çağrısına uymuşlardır…Kaderin onları, sevdikleri işe çağrısı gibi bir şey, böylece içlerindeki iş-eğlence ikilemi ortadan kalkmıştır. Çünkü yaptıkları her ne ise keyif alarak yaparlar.
Onların en belirgin ortak özelliklerini sayar :
o Görünüşün ötesindeki gerçeği aramak
o Kendi sınırlamalarının kabulü
o İnsanlara yardım etme konusunda gerçek istek ve niyette olmak
o Hayret – huşu ile dolu anların deneyimi
Bu tür kişilerin hayret-huşu anlarında anlattığı aşkın deneyimler karşısında şaşıran Maslow, bu hâli tetikleyen nedenleri ve yaşanan hisleri daha detaylı araştırmaya karar verir. Araştırmaya katılanlara şu soruyu sorar :
Hayatınızdaki en harika deneyim/leri düşünmenizi istiyorum : En mutlu anlar, bir müzik ezgisiyle veya aşktan kendinizden geçtiğinizden zamanlar, aniden bir kitabın ya da bir tablonun etkisiyle çarpılmak veya bir yaratıcı ilham anının verdiği coşkulu vecd anları. Böyle anlarda nasıl farklı hissettiğinizi, diğer zamanlara göre ne değişiklik olduğunu anlatın.
Topladığı raporlar sonucunda hayret-huşu anlarının bir çok farklı insanın başına gelebildiğini, sandığı gibi nadiren bir azizin, veya mistiğin başına gelen istisnai bir hâl olmadığını görür. Bu hisleri tetikleyen pek çok şey olabilir. Üstün bir atletik veya müzikal performans, yaratıcı bir deneyim, estetik bir algı, anlık bir ilham gibi… Bunlar gerçeği yakalamaya olanak veren, içgörüyü ve idraki harekete geçiren farkındalık anlarıdır. Algısı berraklaşan kişi, egonun sınırlarını aşarak öz benliğine yakınlaşır, ve daha yüce bir manevi boyuta doğru ilerler. Bu esnada akan enerjisinin gücünü hisseder. Kiminde ise hemcinsleriyle, diğer canlılarla, tabiatla hatta evrenle bağlı bir birlik hâli hissedilebilir.

Maslow’un mutlak varlık bilinci olarak betimlediği bu durumda iken kişi özünde var olan gücünü hisseder. Kendimizi acıdan korumak için oluşturduğumuz bilişsel savunmalar, çarpıtmalar, görmezden gelişler askıya alınır, gerçeği berrak ve katıksız biçimde algılarız. Hayali gerçekler susturulur.
Bu deneyim mutlaka kalıcı bir gerçeklik algısına yol açmayabilir, ancak yine de kişi üzerinde derin ve dönüştürücü etki yapar. Hayat kimi zaman yorucu, acı verici veya tatmin edici olmasa bile, güzelliğin, anlamın ve gerçeğin var olduğu kanıtlandığından, hayatın değerli olduğunu hissetmeye daha yatkın oluruz. Bu etki ile insan, sanki kişisel bir cennete ziyarete gitmiş ve daha sonra dünyaya geri dönmüş gibi olur.

Maslow, hayatının son bölümünde günlüğünde şöyle yazar :
Bu tür zirve deneyimlerin herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda, bir çok insanın başına gelebileceğini söyleyebilirim…
“Kutsal” kelimesi çoğu zaman dini çağrışımlara sahip olsa da, kişi kutsal kelimesinin anlamını hemen hemen her yerde, her zaman hissedebilir; saygıyı, gizemi, merakı ve vecdi deneyimleyebilir.
Gerçek mistiklerden, ariflerden, azizlerden ve hümanist psikologlardan çıkarılan büyük ders, kutsal olanın sıradan olanın içinde olduğu, kişinin günlük yaşamında, komşularında, arkadaşlarında ve ailesinde, birinin arka bahçesinde bulunabileceğidir.
Duygu Bruce
Referans: Transcend: The New Science of Self-Actualization, Scott B. Kaufman