Belli dost bellisiz işlerde belli olur. Dostluğun esasını sadakat olarak tanımlamış Romalı hukukçu ve filozof Cicero (MÖ 44). Dostluk gönül işidir, yol arkadaşıdır. Nâdir bulunur. Kurduğumuz çeşitli sosyal bağlar, gelip geçen arkadaşlıklar, hercâi ilişkiler arasında o, kalıcıdır. Yıllar içinde eskimez, hatta olgunlaştıkça kıymeti artar. Kökleri sağlamdır, rüzgâra ve fedâkârlık isteyen zorlu koşullara dayanıklıdır. Orada bize yakın ve dar zamanda yanımızda var olduğunu biliriz. “ Dostluk, insanlar arasında en güçlü bağdır. Umudu besler ve morali yüksek tutar. İnsana ilham verir ” der Cicero. De Amicitia adlı eserinde gerçek dostun tarifi ve kıymeti hakkında yazar : Dostluğun karşılıklı yakınlığında kendini dinlendirmeyen …
Kategori: Felsefe
Akşamın birinde pervâneler toplanmış, mumun ışığını nasıl bulacaklarını tartışıyorlardı. İçlerinden biri dedi ki: “ Hepimiz birden gitmeyelim; birimiz gidip mumu bulsun, sonra dönüp bize haber versin. ” Pervânelerden biri yola çıktı; uzakta bir köşkün içinde yanan bir mum ışığı gördü. Döndü geri geldi ve anladığı kadarıyla mumu anlatmaya çalıştı. Aralarında bilge olan pervâne: “ Senin mumdan haberin bile yok…” dedi. İkinci pervâne hevesle yola çıktı, köşkün içine kadar gitti, muma yakından baktı ve o da geri geldi, mumun nasıl ışık yaydığını anlattı. Bilge pervâne “ anladığının işareti yok üzerinde ” dedi. Sıra sonuncu pervâneye geldi. Pervâne mumun ateşini görünce …
Sümbül Efendi, İstanbul Kocamustafapaşa’daki tekkesinde çevresini saran dervişlerle birlikte yaşamını sürdürürmüş. Ömrünün sonuna yakaştığını hissettiği vakit Halveti geleneğine uygun biçimde kendisine kimin halef olacağını düşünmeye koyulmuş. Günlerden bir gün dervişler şeyhlerini huzurunda otururken Sümbül Efendi “ A dervişler, ” demiş, “ Hak rahmetinin tecellisi, İstanbul’un taşından toprağından renk renk türlü türlü çiçekler fışkırıyor. Hepiniz bir tane getirseniz gözümüz gönlümüz açılacak.” Dervişler, ilk defa şeyhlerinin kendilerinden bir şey istediğini görüyorlardı. Hem sevindiler hem telaşlandılar. Sohbet sonlanıp şeyh halvete çekilince herkes bağlara bahçelere dağıldı. Kucak kucak, demet demet çiçek topladılar. Ertesi gün Kocamustafapaşa dergâhı bir çiçek meşherine dönmüştü. Sadece derviş Merkez Efendi’nin …
Hakk’ı arar isen kalbinde ara Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir. Yunus Emre için Aşk ceylandır, akan ırmaktır, buğday tanesidir, çiçektir, bülbüldür. Her yerde, her yaratılan O’nu över, zikreder. Bu nice aşktır… Sen burda garip mi geldin Niçin ağlarsın bülbül hey Karlı dağları mi aştın Derin ırmaklar mı geçtin Yârinden ayrı mı düştün Niçin ağlarsın bülbül hey Uykudan gözüm uyandı Uyandı kana boyandı Yandı şol yüreğim yandı Niçin ağlarsın bülbül hey… Yunus Emre Divanı, s.111
Tek tanrılı dinlerin ortak noktaları ve mistik boyutları hakkındaki araştırmalarıyla tanınmış yazar Karen Armstrong’un bu dinlerin ortak dili olarak gördüğü “şefkat” hakkındaki ödül alan Ted konuşmasını burada izleyebilirsiniz. Duygu Bruce
Çalgıcı, süsle gazellerle günü; Hiç sorma nedir; bilme ne olacak ! Hafız ki bu evrenden elin çekmededir, Gel bir kadeh iç, sonra veda et ne olacak ? Hafız Şirazi
Gizli bilgiden bir örnek istersen Rum ülkesi halkıyla Çinlilerin hikâyesini söyle. Çinliler, biz daha usta ressamız dediler; Rum ülkesi ressamları da bizim ustalığımız daha üstündür davasına giriştiler. Padişah, “ Davanızda hanginiz haklısınız; anlamak için sizi sınamak isterim ” dedi. Çin ressamlarıyla Rum ressamları huzura geldiler; Rum ülkesi ressamları resim yapmayı daha iyi biliyorlardı. Çinliler, “ Bize bir oda ayırın, verin, bir oda da sizin olsun ” dediler. Kapıları birbirine karşı iki oda vardı; odaların birini Çinliler aldı, öbürünü Rumlular. Çinliler, padişahtan yüz çeşit renkte boya istediler. O yüce padişah da hazineyi açtı. Her sabah Çinlilere hazineden boyalar bağışlanmadaydı. Rumlularsa “ …
Nerede mutlu olsak? Nasıl mutlu olsak? Ne zaman gelecek mutluluk? Yaşadığımız sürece bu konu hep gündemimizde. Değerlendirmeler, ölçümler yapar, az ya da çok mutlu, aşağı yukarı mutlu veya mutsuz olduğumuzu varsayarız. Belki en son mutlu olduğumuz hâlin anısı canlanır ya da olası gelecek mutluluklara dair bir hayal belirir gözümüzde … Bazen sahip olduklarımızla ölçeriz, bazen de isteklerimizin, beklentilerimizin gerçekleşme oranıyla bakarız mutluluğa. Ya da sevdiğimize kavuşmanın hayalidir o. Amaçlarımızla birlikte gözden geçiririz mutluluk tahminlerimizi. Bir hesaptır adeta. Elde edilen sonuca göre o anki mutluluğumuz belirlenir. Robert Frost bu hesaba dair şöyle der: Mutluluk öyledir ki uzunluğu eksik olanı yükseklik …
Bir bakkalın dükkanında baktığı bir dudu kuşu[1] vardı. Yeşil renkli, güzel sesli, güzel dilli bir duduydu. Dükkanda bekçilik yapar; alışveriş edenlere hoş nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap derken tıpkı insan gibi konuşurdu. Günlerden bir gün efendisi evine gitmişti. Dudu, dükkanı bekliyordu. Ansızın bir kedi, gördüğü fareyi yakalamak için hızla dükkana daldı. Dudu can korkusuyla köşesinden sıçrayınca gülyağı şişesi döküldü. O sırada sahibi çıkageldi. Tacirlere yakışır biçimde huzur-u kalple dükkana geçti oturdu. Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi de yağa bulanmış. O anda dudunun başına bir vurdu ki dudunun dili tutuldu ve çok geçmeden zavallının başı kel oldu. …
Haydi saçalım gül yapraklarını Ve dolduralım bardağı meyle Parçalara ayıralım semaları Ve çıkalım yeni bir suretle Gaybın dili, esrarın tercümanı, Fars edebiyatının usta şairi Hafız’ın mucizelerle dolu hayatı, aşkı, falları ve gazellerinin hikmeti 500 den fazla gazelinin bulunduğu Divan’ı hem batıda hem doğuda en çok okunmuş eserler arasında yer alan Şirazlı Hafız’ın hayatı da şiirleri gibi mucizelerle dolu. 14. yüzyıl başlarında (y. 1320-1389) Şiraz’da Hoca Şemseddin Muhammed adıyla doğar. Hayatının detayları tam bilinmese de küçük yaşta Ku’ran, Sâdi, Attar ve Rumi’yi ezberlediği için Hafız adını alır ve şiirlerinde bu ismi kullanır. Babası erken yaşta ölünce, amcası ile birlikte, savaşların ve …















Social Profiles